Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

OTUZ YILLIK EKMEK
Şeyh Ebu Said Ebu’l Hayr (k.s.) Hazretleri, daha henüz küçükken babası onu almış Cuma namazına götürmekte idi. Yolda zamanın manevi reisi Şeyh Ebu’l Kasım Hazretlerine rastladılar. Şeyhi, çocuğun babasına:
– Bu çocuk kimindir? Diye sordu. O da: – Bizdendir ya Şeyh!, dedi. Şeyh onların yüzüne bakarak gözleri yaşardı. Sonra da babasına:
– Ya Ebu’l Hayr, bizim dünyadan gitme zamanımız gelmiştir, fakat makamı boş görerek üzülmüştüm. Fakat şimdi senin çocuktan öyle anlıyorum ki Müslümanlar istifade edecek derecede mânevi kabiliyet var. Cuma namazından sonra bu çocuğu bizim eve getir, dedi.
Namazdan sonra çocuk ve babası Şeyhin evine gittiler, dergâhına girdiler… Dergâhta kışlık yiyeceklerin konduğu yüksekçe bir yer vardı. Şeyh oraya bir ekmek koymuştu. Çocuğun babasına:
– Oğlunu omuzuna alda, o yukarıdaki ekmeği indirsin, buyurdu.
Babası oğlunu omuzuna alıp kaldırdı. Çocuk elini uzatıp 30 yıllık ekmeği aldı ve yere inip Şeyhe verdi. Ekmek sıcacıktı.
Şeyh Ebu’l Kasım Hazretleri ekmeği aldığı zaman gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Ağlayarak ekmeği ikiye böldü, bir parçasını çocuğa verdi, bir parçasını da kendi yedi. Babasına hiç vermedi.
Çocuğun babası: – Ya Şeyh, bu arpa ekmeğinden bir parça da bize nasip olmayacak mı? Dediğinde, Şeyh:
– Ya Ebu’l Hayr! Otuz senedir, bu ekmek orada durmakta idi. Bana bu ekmek kimin elinde yeni fırından çıktığı gibi kimin elinde sıcak olursa, onda âlemin istifa edeceği vazedildi. Bu vaadin tamamı senin oğlunda olsa gerektir. O zatın senin oğlun olması şeref olarak sana yetmez mi? buyurdu.
Şeyh Ebu’l Kasım Hazretleri, kendi yerini alacak “Büyük Veli” y i bulmuştu.
“HANGİ PEYGAMBERİN KIZISIN?”
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri anlatır:
Tabiinden Hasan-ı Basri hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın gelir ve
-Efendi Hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir dua öğret de rüyamda görüp hasretimi gidereyim, der. Hasan-ı Basri hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gider. Fakat kadın, ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha gelir. Hasan-ı Basri Hazretleri kadına;
-Niçin ağlıyorsun? Diye sorunca kadın;
-Kızımı rüyada gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor, cevabını verir.
Hasan-ı Basri hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaşmaya başlarlar.
Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basri hazretleri, rüyasında kendinin vefat ettiğini ve cennete girdiğini görür. Cennette gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın görür.
O kadına;  -Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın? Diye sorar.
Kadın;  -Efendim ben, bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyasında kızını görmek isteyen kadının kızıyım, cevabını verir.
Hasan-ı Basri hazretleri;
-Kızım annen senin Cehennemde yandığını söylemişti. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makama nasıl ulaştın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim biz kabir hayatında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs suresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü Teâlâ bize azap eden meleğe; “Benim ayetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azap görenleri affettim. Onlara azap etmeyin ve birer makam verin” buyurdu. Onun için bu makama geldim cevabını verir…”
Netice olarak, ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenat yaparak imdatlarına koşmamız lazımdır…

Yazarın Diğer Yazıları