REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
SULTAN MAHMUT VE ÇOCUK
Sultan Mahmut, yolda gördüğü bir çocuğa bir altın verdiğinde, çocuk onu almamış. Sultan, büyük bir merakla bunun sebebini sorduğunda, çocuk:
– Sultanım! Annem ve babam bu altını gördüklerinde, “Onu mutlaka çaldın” diyerek bana kızarlar.
Sultan Mahmut:
– O zaman kolayı var, diye yol göstermiş. “Bunu bana padişah verdi.” dersin.
Çocuk:
– Hele o zaman hiç inanmazlar, diye atılmış.
“Eğer padişah verseydi, bu kadar az vermezdi.” derler.
Sultan Mahmut, çocuğun bu inanılmaz zekâsını bir kese altınla ödüllendirir.
SEN ÖNCEKİLER GİBİ DEĞİLSİN
Edepsizin biri Hz. Ali’ye gelmiş, yönetiminden şikâyet ederek kendisine; “Sen öncekiler gibi değilsin, başımıza gelenler hep senin yönetiminden ve senden dolayı geliyor” diyerek hakaret eder.
Hz. Ali şu cevabı verir: Ebu Bekr’in yanında biz vardık, Ömer vardı, Osman vardı… Ömer’in yanında da yine biz vardık. Fakat benim yanımda onlar yok, siz ve sizin gibiler var! Olanlar bundandır…”
ADALETİYLE MUAMELE EDERSE, YANARIZ
BEN RABBİMDEN RAZIYIM.
Allâh Rasûlü (sav) ile Ebû Bekir (ra) oturuyorlardı.
Hz. Ebû Bekir’in üzerinde eski bir abâ (elbise) vardı. Öyle ki, elbisenin uçlarını göğsünün
üstünde ağaç çöpleriyle birbirine tutturmuştu.
Bu esnâda Cebrâîl (as) nüzûl etti. Peygamber Efendimiz’e Allâh Teâlâ’nın selâmını bildirdi ve: - "Yâ Rasûlallâh! Ebû Bekir’in bu hâli nedir? Eski bir elbise giymiş, uçlarını da ağaç çöpleriyle
tutturmuş!” dedi. Âlemlerin Efendisi:
- "Ey Cibrîl! O, malını Fetih’ten önce Allâh’ın dîni uğruna harcadı, onun için bu hâldedir.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrâîl (as):
- "Ona Allâh Teâlâ’nın selâmını bildir. De ki: Rabbin sana soruyor; 'Şu fakr u zarûret içinde
bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın, yoksa hâlinden şikâyetçi misin?'” Allâh Rasûlü, dostu Ebû Bekir’e dönerek: - "Ey Ebû Bekir! İşte Cibrîl burada, sana Allâh
Teâlâ’dan selâm getirdi. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki; 'Şu fakr u zarûret içinde bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın, yoksa hâlinden şikâyetçi
misin?'” Hz. Ebû Bekir (ra) bu iltifât-ı ilâhî karşısında sevincinden ne yapacağını bilemedi. Âdeta dili tutuldu. Bir müddet ağladı, ağladı… Sonra da:
- "Rabbimden mi şikâyetçi olacağım?! Ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden razıyım.” Dedi