REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
İSTİĞFAR.
Hak dostlarından Hasan-ı Basrî Hazretleri’ne dört kişi gelerek, biri kuraklıktan, diğeri fakirlikten, bir diğeri tarlasının verimsizliğinden, sonuncusu da çocuğunun olmayışından yakınıp Hazret’ ten dua talep ederler. O büyük veli, onların her birine de “istiğfarı tavsiye eder.
Yanındakiler, kendisine:
“–Efendim, bu kimselerin dert ve sıkıntıları farklı, lâkin sizin hepsine de tavsiyeniz aynı!” derler. Hasan-ı Basrî Hazretleri onlara şu ayet-i Kerimeyle cevap verir:
“Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler İhsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!” (Nûh, 10-12)
(İbn-i Hacer, Fethü’l-Bârî, XI, 98; Aynî, Umdetü’l-Kàrî, Beyrut ts. XXII, 277-278.)
İstiğfar, kulun kendisinde bir benlik taşımadan;
"aman ya Rabbi!
Ben âcizim, sen Kadir’sin, Rahim’sin;
ben ise Sen’in rahmetine muhtaç hakir bir kulum, rahmetini benim üzerimde tecelli ettir." diyebilmesidir!
Bunu sözde bırakmayıp fiilî hâlde amel-i Salihlerle tescil ettirmesidir!
Cenâb-ı Hak, tövbe ederken şeytanın bizi tuzağa düşürmemesini istiyor;
"...Şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!" (Lokman, 33) buyuruyor.
Tövbenin şartları:
1. Pişmanlık!
2. kalbin tövbe edilen kötülükten nefret etmesi, aynı günahı bir daha işlememeye kuvvetle azmetmek!
3. Tövbedeki samimiyetimizi amel-i Salihlerle tescil etmek!
BEN DEVELERİMİ KALBİME BAĞLAMAM.
Bir kişi Mezhep imamımız İmam-ı Azam’a gelerek: “Ya İmam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum. Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz.
Peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz?” diye sormuş.
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri şöyle cevap vermişler:
“Ben develerimi kalbime bağlamam ki; ahıra bağlarım
KUL HAKKINI HELAL ETMENİN FAZİLETİ.
Efendimiz (s.a.v) in hayatindan kul hakkı ile güzel ve güzel olduğu kadar ibret verici bir olay, şöyle ki:
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:
Resûlüllah (s.a.v) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
- Ümmetimden iki kişi Allah’ın huzuruna gelirler.
Birisi;
- Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der.
Allah Teâlâ da ötekine;
- Hakkını ver, buyurur.
Adam,
- Yâ Rab, bende sevap namına bir şey kalmadı, der.
Cenabı-ı Hakk;
- Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur.
Adamcağız;
- O halde benim günahlarımdan alsın, der.