Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

-"Edep yâ hû" ifadesi; edebe riâyete çağıran bir ikaz olduğu gibi, aynı zamanda "YÂ İLÂHÎ! Edep lütfeyle! " manasında bir niyazdır. Hazret-i Mevlânâ'nın buyurduğu gibi:
" her kim edepten nasibini almamışsa, 
o, insan değildir. Çünkü insanla hayvan arasındaki fark, edeptir. Gözünü aç da Allah’ın Kitabı olan Kur’ an-ı Kerim’e dikkatle bak! Göreceksin ki o, âyet âyet edepten ibarettir. ". 
-"HİÇ" lafzına gelince; bu, benlikten sıyrılmayı ifade eden bir kelimedir. Çünkü ilâhî sırlardan bir nasip alabilmek, nefsani arzulardan sıyrılabilmekle başlar. Dolayısıyla manevi tekâmülün başlangıç noktası, "HİÇLİK" hâline varabilmekten sonradır. Tasavvufun gayesi de; ilâhî kudret, azamet ve saltanat karşısında kulun kendi Acizlik ve hiçliğini idrak etmesidir.
İBADETİN TADI
Ahmed ibn Harb dedi ki;
Allah'a elli senedir ibadet etmeme rağmen ibadetin halavetini/tadını ancak şu üç şeyi terk etmekle bulabildim.
-1 İnsanların rızasını aramayı terk ettim, ta ki hakkı konuşma hususunda güç bulabildim.
-2 Fasıklar ile dostluğu/sohbeti terk ettim ta ki Salihler ile dostluğu/sohbeti bulabildim.
-3 Dünyanın halavetini terk ettim ta ki Ahiretin halavetini bulabildim."
Zehebi, Siyeru A'lamu'n-Nubela, 11/34
VERDİĞİMİZ ZEKÂTLAR KİME GİDİYOR?
Nereden geldiği oradan belli olur!
Malımızın kırkta birini zekât olarak vermek farzdır. Acaba verdiğimiz zekâtlar kime nasip oluyor. Bu kıssayı dikkatli bir şekilde okumak lâzım.
Allah’ın veli kullarından 
Ebu Said Nihavendi, 
Şark'ın yetiştirdiği âlimlerinden biridir. 
Bağdat ve civarında kendisine bağlanan birçok insan vardır. 
O, bunları hep ikaz eder, irşatta bulunurdu. İnsanları haram kazanmaktan şiddetle uzaklaştırır, insan aldatmaktan ciddi şekilde kaçındırırdı. 
Bağlılarından biri bir gün sordu:
-Efendi Hazretleri, zekâtımı kime versem acaba?
Çok manalı bir cevap verdi:
-Gönlünden kime vermek geliyorsa ona ver!
Bunun üzerine mürit, yolda giderken dinlenmekte olan bir âmâ ya bir kese dolusu altını zekât olarak verdi.
Ertesi sabah aynı yerden geçerken zekâtını verdiği âmâ nın yanındaki âmâ ya, şöyle dediğini işitti:
-Dün buradan geçen biri, bana bir kese altın verdi, akşam meyhanede güzel bir âlem yaptım. Böyle bir âlemi şimdiye kadar hiç yapamamıştım. Sağ olsun altın sahibi!
Bunu üzüntü ile dinleyen zekât sahibi, doğruca şeyhine gider ve durumu teessürle anlatır. Şeyhi ona:- Şaşılacak bir şey yok, tam lâyığını bulmuş bir durum.. der ve elindeki tek akçeyi uzatır:
-Al bu da benim zekâtım. Yolda giderken ilk rastlayacağın fakire ver, der.
Alır, yolda rastladığı ilk fakire verir. Fakir sevinçle aldığı akçeyi cebine koyarken koltuk altından bir kuş ölüsü pat diye yere düşer. Bunun izahını, ısrarla isteyince de şöyle anlatır: (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları