Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

SEN BENİ BU ANA KADAR KİMİNLE BERABER ZANNEDERDİN?
Yavuz Sultan Selim Han’ın nedimi Hasan Can şöyle anlatır:
“ Yavuz’un sırtında şirpençe adı verilen bir çıban çıkmıştı! Çıban kısa zamanda büyüdü!
Bir delik hâline geldi! Öyle ki, yaranın içinden Yavuz’un ciğerini görüyorduk! Kendisi çok muzdaripti! Adeta yaralı bir aslan gibiydi! Acziyeti bir türlü kabullenemiyor, cengâverlerine taktik ve talimat vermeye devam ediyordu! Yanına yaklaştım! 
Bana kendi hâlini kastederek:
-Hasan Can, bu ne hâldir? Dedi. 
Ben de, artık fani yolculuğun sonuna gelmiş, baki hayatın başına ulaşmış olduğunu sezdiğim için gönlümü şimdiden yakan ayrılık hüznüyle: -Padişahım, artık Allahü Teâlâ ile beraber olma zamanınız herhâlde geldi! Dedim. 
Koca sultan döndü, yüzüme hayretle baktı:
“Hasan, Hasan! Sen beni bu ana kadar kiminle beraber zannederdin? Cenâb-ı Hakk’a teveccühümde bir kusur mu müşahede eyledin? Dedi. Bu sözler karşısında mahcup olarak: -Hâşâ Sultanım! Öyle demek istemedim! 
Sadece içinde bulunduğunuz zamanın diğerlerinden farklı olduğunu beyan için ihtiyaten buna cüret edebildim! Dedim. 
Koca Sultan, artık bambaşka âlemlere dalmış vaziyette bana son hitabı olarak:
-Hasan! Sûre-i Yasin’i oku! Dedi. Nemli gözlerle tilâvete başladım! “Selâm” ayetine geldiğim zaman muazzez ruhunu Rabbine teslim etti!”
‘’Hayatlarında Allah ile beraber olmayanlar, ekseriyetle son nefeslerinde bu nimete mazhar olamazlar! Bu yüzden, güzel bir ölüm için hayatı gayeli kullanmak zaruridir!’’ 
Ne mutlu ölüm gelmeden evvel rabbine dönebilenlere! 
ne mutlu şu gök kubbede hoş bir sadâ bırakarak ebediyete intikal edebilen Salih kullara!(alıntı)
HUŞU İLE NAMAZ KILMAK.
“Behlüldane hazretlerine huşu hakkında soru sorarlar. O da Padişah Harun Reşid’e :“Getirin bu adama, ağzına kadar doldurulmuş bir tuluk zeytinyağı verin. Birkaç asker verip, Şehrin sokaklarını dolaştırın. Eğer bir damla yağı yere dökerse, başını vurun” der. Hikmetini anlamazlar ama mutlaka bizim Behlüldane bir şeyler anlatacak diye, dediğini yapmağa koyulurlar.
Adamcağız denildiği şekilde gönderilir. Bir süre sonra adam salimen döner.
Behlüldane sorar:
”Anlat bakalım şehrin sokaklarında neler gördün?
Adam cevap verir:
“Ben tuluktaki zeytinyağından başka hiçbir şey görmedim.”
Behlüldane tekrar sorar “ Ama nasıl olur, falan yerde düğün dernek vardı; davullar zurnalar çalıyordu nasıl görmez, nasıl duymazsın”
Adam:
”Aman efendim bana öğle bir dert verdiniz ki başımın kesilme korkusundan başka bir şey ne duydum, ne de gördüm.”
Behlüldane Hazretleri hikmetli sözünü kondurur:
“Namaz kılarken Azrail’in kılıcını başında bekler vaziyette; Bu namazdan sonra canını teslim alacağını hayal edersen, başka bir şey hatırına gelmez. Sende o zaman huşu içinde namazını kılarsın.”
Allah’ın huzurundaymış gibi namaz kılmanın yolu, demek ki gayretle bulunabilirmiş. Bize düşen bu bilge insanların tarif etmeye çalıştıkları yollardan giderek namazda huşu haline erişmek olmalıdır.
Allah cümlemize huşu ile namazlar kılmamızı nasip eylesin. Âmin

Yazarın Diğer Yazıları