REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
TIRNAK ADABI;
Tırnaklar uzadığında kısaltılması sünnettir. Tırnakları, pazartesi, perşembe ve cuma günlerinde kesmek diğer günlerde kesmekten daha iyidir, cuma günü kesmek de pazartesi ve perşembe kesmeye göre daha iyidir.
Tırnakları çok uzatmak mekruhtur. Araya giren kirler suyu geçirmiyorsa gusle ve abdeste manidir.
TIRNAKLARIN KESME ADABI:
Tırnakları, sağ elden başlayıp sırasıyla; şehadet parmağı, orta parmak, yüzük parmağı, serçe parmağı ve başparmak; sonra sol ele geçerek serçe parmağı, yüzük parmağı, orta parmak, şehadet parmağı ve başparmak tırnaklarını kesmek sünnettir.
Kesilen tırnağı toprağa gömmek sünnettir.
(Minhacül Kavim, Hidayetu'l Habib, Muğnil Muhtaç, El mecmua - imam nevevî)
KARANLIKTAN AYDINLIĞA
Sahabîlerden biri Nebiler Sultanının mübarek huzurlarında hep kederli görünürdü Yüzünde ızdırap çizgilerinin izleri vardı.. Bir gün Allah’ın Peygamberi o sahabeye dediler ki:
Seni hep üzüntü ve keder içinde görüyorum. Neyin var? Seni bu derece üzen şey ne ola?
Gerçekten o sahabe pek kederliydi. Can kuşu ten kafesinde çırpınıp durmaktaydı. Birden gözleri buğulandı, dudakları acı ile büzüldü. Dili düğüm düğüm oldu da tek kelime söyleyecek takati kendinde bulamadı. Ne var ki, şefkat ve merhametin ve en güzel huyun sahibi Cenab-ı Peygamber (Sallallahû Aleyhi ve Sellem), onun yanık yüreğine bir damla inayet suyu serpti:
Ey Allah’ın kulu, dedi, bana açamadığın derdini başka hiç kimseye açmak imkanın olmaz… Benim indimde ayıplanıp kusurlu görülmezsin. Seni bu hale sokan derdini bana anlat ki, deva olayım!
O iki Cihanın Saadet Güneşi, o herkesin imdadına yetişen Rahmet Peygamber demirin gönlündeki pası bile giderirdi. Kaldı ki bir insanın derdine deva olmasın.
Biraz cesaret bulan sahabenin dilindeki düğüm birden açıldı. Ah ve enin ederek anlatmaya başladı:
Ey Allah’ın Rasulü, ey kokusu hoş Nebi!. Allah beni sana feda kılsın… Benim öyle bir günahım vardır ki, bunu hatırladıkça üzüntüye gark oluyorum. Öyle zannediyorum ki, Rabbi Kerîmimin huzurunda bu günahın hesabını veremeyeceğim!
Kainatın Efendisi, ümit dalları kurumuş gibi görünen bu sahabîye teselli etti ve dedi ki:
Sen günahının ne olduğunu anlat!.. O sahabî, iki gözleri iki çeşme halinde şöyle anlattı:
Ey Allah’ın Rasulü, İslam’dan önceki cehalet devrinde ben de kızlarını öldüren bedbahtlardan biriydim. O korkunç günler bir kabus gibi beni de sarıvermişti. En son olarak tek kızım kalmıştı. Annesi:
Ey efendi, diyordu, bu işve fidanıma kıyma!.. Böyle bir gülü dalından koparmak reva mıdır?..
Onun yalvarışları karşısında ben de tek kızımı öldürmekten vazgeçmiştim..
Ne var ki, kızım da günden güne büyüyor, gittikçe güzelleşiyordu. Öyle bir yüzü vardı ki, sanki nar çiçeğine benzemedeydi. Allah’ın Kudret eli ona canlar yakan bir güzellik vermişti. Beni bir namus gayretidir aldı. Cehalet damarım alev seli halinde köpürdü, akıl ve idrak aynası çatladı:
Onu diyordum, bir başkasının evine bir başka adama nasıl verebilirim?