REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
Gözleri bulut gibi yaşlar döken sahabe, bir nefes durup yaşlı gözlerini Allah Rasûlünün mübarek yüzüne dikti ve şöyle devam etti.
Ey Allah’ın Rasûlü, ey eşi bulunmaz inci! Daha sonra Allah bize acıdı, bize kendi içimizden bir Peygamber gönderdi. Bizi Nübüvvetle şereflendirdi. Siz de bizi İslam ile, îman ile tezyin ettiniz. Ve evvelce işlediğimiz şeylerin ne kadar cahilce olduğunu anladık. Öyle de, vicdanım sızlayıp durmadadır. Yüreği yaralı bir baba, nasıl kederden kurtulur, hüzünden azade olur?
Ey Nebiyyi Ahir zaman! İşte beni devamlı gam seline sürükleyen derdim budur!
Nihayetsiz olan Mülkün Seyyidi ve Kevser Havuzunun Sahibi, bu yürek parçalayan sahneleri yeniden yaşıyormuş gibi titredi ve mübarek gözleri yaşlarla doldu. Mecliste bulunan diğer sahabeler de hıçkırıklarını tutamıyorlardı.
Allah’ın Şerefli Nebisi, ona derin derin baktı “Senin günahın af olmaz” demedi. Şöyle buyurdu:
Eğer cehalet devri günahları bağışlanmasaydı seni de aynı şekilde cezalandırmaktan geri kalmazdım!
O karanlıktan bu aydınlığa eriş, işte Nebiler Sultanının sayesinde oldu. Taş kalbi insanları gözü yaşlı ceylanlar haline getirmek devleti O’na bahşedildi. O’nun muhabbetiyle gönüllerini yakanların sayısı gökteki yıldızların sayısını geçmiştir. İnsanlık âlemi Peygamberler Peygamberini tanıdığı ve O’na bağlandığı gün kurtulacaktır.
Allah-u Zülcelal bize Peygamberimizi (s.a.v) hakkıyla tanımayı ve ona layık ümmet olmayı nasip etsin İnşallah…
SÖZÜNDE DURMAK
Abdullah b. Mübarek Hazretleri bir vakit savaşa katılmıştı. Savaşta karşısına çok zorlu bir düşman askeri çıkmıştı. Bu düşman askeri ile uzun bir mücadeleye girişir. Birebir bu savaş o kadar sürer ki, vakit namazı girmiş ve geçmek üzeredir. İbnü Mübarek Hazretleri düşmanına der ki:
Şu kadar zamandır çarpışıyoruz, birbirimize üstünlük sağlayamadık, benim namaz vaktim girdi ve de geçmek üzeredir. İzin ver, ben namazımı kılayım, sonra çarpışmaya devam edelim. Düşmanı bu öneriyi kabul eder ve İbnü Mübarek Hazretleri namaza durur. Namazı bitip çarpışmaya başlayacakları sırada bu sefer de düşmandan bir öneri gelir:
Sen ibadetini yaptın, bana da müsaade et, ben de putlarıma gerekli tazimde bulunayım. Düşman göğsünde sakladığı küçük bir putu çıkarıp yere koyar, karşısına geçip kıyam eder. Sonra da karşısına geçip oturur. İbnü Mübarek Hazretleri düşmanının puta tazim ettiğini görünce içinden der ki: İşte düşmanı tam öldürecek zaman. Yerinden kalkar ve elinde kılıç, düşmanın başına dikilir. Tam kılıcı indireceği zaman:
Ahdinde dur, şüphe yok ki verilen sözün sorumluluğu vardır. (İsra, 17/34) diye bir ses duyar. Bu sesi duyması ile birlikte ağlamaya başlar. Düşman, başını kaldırıp baktığında, İbnü Mübarek in elinde kılıçla ağladığını görür. Düşman sorar:
Ne yapıyorsun? Sana ne oldu? İbnü Mübarek düşündüklerini anlattıktan sonra şöyle dedi ki:
Senin yüzünden bizi azarladılar. Düşman bu durumdan çok duygulanmıştır. Der ki:
Düşmanı için dostunu azarlayan böyle bir Allah a başkaldırmak ve karşı gelmek doğru bir hareket değildir. Ardından çarpışmayı bırakarak Müslüman olur ve Müminlerin safına geçti.