REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
SENİN PAYINA BİR ALTIN BİLE DÜŞMEZ
Fatih bir gün dilencinin birine bir altın vermişti. Dilenci, Padişahın verdiği altını az bularak şöyle bir soru sordu:
- Bu nasıl olur Padişahım? Ben senin kardeşin olduğum halde nasıl olur da bana bir altın verirsin?
Dilencinin ne demek istediğini tam anlamayan Fatih sordu:
- Sen benim nereden kardeşim oluyorsun?
Dilenci şu açıklamayı yaptı:
- İkimizde de Âdem babamız ve Havva anamızdan dünyaya gelmedik mi? Böyle bir durumda kardeş sayılmıyor muyuz?
Fatih gülümsedi. Bu cevap hoşuna gitmişti çünkü. Dilencinin kulağına eğilerek şöyle dedi:
- Aman alçak sesle söyle. Bu söylediğini diğer kardeşlerimiz de işitip gelirlerse, senin payına bir altın bile düşmez.
HACC İLE İLGİLİ İBRETLİK GERCEK ÖYKÜ!
Muhammed, hac işlemlerini bitirmiş, Cidde havalimanının bekleme salonunda uçağın hareket saatini bekliyordu. Bir ara yanına bir hacı gelip oturdu. Selam verip Muhammed’e şöyle dedi:
– Ben inşaat sektöründe müteahhitlik yapıyorum. Allah’ın büyük lütfu ile bu sene onuncu defadır hac nimeti bana nasip oluyor...
Muhammed, başını sallayarak müteahhide şöyle dedi:
– Maşallah! Allah haccınızı ve amellerinizi etsin, günahlarınızı bağışlasın!
Müteahhit gülümseyerek Muhammed’e dedi ki:
– Âmin, ecmain... Peki, sen daha önce hacca geldin mi hiç?
Muhammed az düşündü, sonra da şöyle dedi:
– Aslına bakarsan hacım, benim bu hac seferimin uzun öyküsü var, başınızı ağırtmak istemem...
Hacı güldü, sonra da Muhammed’in omuzuna vurarak dedi ki:
– Gördüğün gibi burada boş oturmuşuz, uçağın kalkış saatini beklmekten başka bir işimiz yok. Hadi anlat, çok merak ettim.
Muhammed de tebessüm etti ve söze başladı:
– Evet, beklemek... Aslında benim öykümün de tam başlangıç noktası... Uzun yıllar süren bir bekleyişten sonra ancak bu sene hacca gelmek nasip oldu. Özel bir hastahanede fizyoterapistlikle meşgulüm. Tam otuz sene sürdü hac için gereken parayı toplamam. Bir ara hac kayıtlarını yaptırmak için hastaneden izin alıp bankaya gitmek isterken, felçli oğlunun fizik tedavisiyle uğraştığım bir anneyle karşılaştım. Yüzünden hüzün, keder yağıyordu ve çok üzgün bir hâldeydi. Beni görünce yanıma geldi ve şöyle dedi:
– Muhammed kardeş, sanırım bu bizim son görüşmemiz ve hastaneye son gelişimiz olacak; hakkınızı helal edin, Allah’a emanet olun...
Benim tedavimden memnun kalmadığını ve oğlunu başka bir yere nakletmeyi düşündüğünü sandım. Şaşkın bakışlarımdan ne düşündüğümü fark etmiş olmalıydı ki şöyle dedi:
– Yok hocam, düşündüğünüz gibi değil. Allah da şahittir, siz benim oğluma bir babadan daha çok şefkatli oldunuz ve tedavileriniz de oğluma gerçekten çok iyi geldi.