Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

MİSAFİR'İN BEREKETİ
Bir gün Peygamber Efendimize bir Sahabe eşinden şikâyete gelir. "Benim eşim misafiri sevmiyor. Bana ne gibi tavsiyede bulunursunuz?" der.
Efendimiz ( sav ) ; "Yarın size misafir olacağım. Eşin, ben içeri girerken de baksın, çıkarken de baksın der."
Sahabi eşine efendimizin geleceğini müjdeler. Eşi çok sevinir. Yalnız dışarıdan içeri girerken de çıkarken de bakmasını söyler ve hazırlıklarını yapar. Ertesi gün olur. Efendimiz ( sav )
gelirken Pencereden bakınca ne görsün ki! Efendimiz gümüşten tepsi içinde, cennetten çeşit çeşit yiyecekleri de beraberinde getirmiş.
Efendimiz'i bir sevinç içinde ağırladıktan, sonra Efendimiz yola koyulmuş. Sahabenin eşi tekrar pencereden bakmış. Birde ne görsün ki! Getirdiği tepsinin içinde yılanlar çıyanlar akrepler böcekler doldurmuş geri gidiyor. Hemen eşine seslenmiş. Korku içinde anlatmış. Eşi koşarak Efendimizin yanına sormaya gitmiş. Peygamber ( sav) bu durum karşısında;
" Eşine anlat. Misafirin güzelliği, yiyeceklerle ikramlarla bereketle gelir ve evden giderken bütün kötülükleri alır ve götürür.
Tepside gördüğü kötülükler, günahlar kavgalar dövüşler böcekler yılanlar çıyanlar misafir ile çıkar ve gider eve huzur ve bereket gelir.
Misafir gelmeyen eve kavga, dövüş, huzursuzluk ve bereketsizlik, fakirlik baş gösterir."
BORÇ ALIR FAKİRLERE HEDİYE EDERDİ.
Çok cömert Salih bir zat vardı. Elinde avucundakileri muhtaçlara dağıttığı gibi, yardım isteyen fakirler olursa, onlara belli etmeden, başkalarından kendi adına borç alır fakirlere hediye ederdi.
Bu zat bir gün hastalanıp  yatağa düştü. Hastalığı günden güne arttı. Bunu öğrenen alacaklıları, onun ölüm döşeğinde olduğunu düşünerek başucuna dikildiler.
Salih zat bundan son derece utanmış, rahatsız olmuştu. Asık yüzlü, sıkıntılı tiplerle çevrili olması onu çok üzmüştü. Bir şeyler söylemek istedi ancak, bize para gerek, nasihat değil, diye susturuldu.  
Bu sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi duyuldu. Salih zat, bir adamına seslenerek helvaları satın alıp ziyaretçilere ikram etmesini istedi. Görevli, çocuğun tepsisindeki bütün helvaları aldı. Ziyaretçilere ikram etti.
Herkes abus çehrelerle helvaları yediler. Çocuk gelip helvaların parasını istedi. Salih zat,
– Evlat bunları bana borç olarak yazar mısın? Deyince çocuk tek kelime söylemeden dışarı çıktı, 50-100 metre ileride bir ağacın altına oturup sessizce ağlamaya başladı.
Oradan geçmekte olan şehrin valisi onu gördü, yanına gelip başını okşadı, niye ağladığını sordu. Çocuk olup biteni anlattı, o zata edebimden bir şey diyemedim efendim ama  – Ben bunları zaten borç olarak almıştım, nasıl ödeyeceğim, evime nasıl para götüreceğim?” diye ağlıyorum dedi. Vali, hasta yatan Salih zatı yakından tanıyordu. Çocuğun parasını ödedi.
Çocuğa içi altın dolu yedi sekiz kese altın vererek gidip o Salih zata vermesini söyledi. Altınlar eve gelince alacaklıların neşesi yerine geldi. Herkes alacağını tahsil etti. Ancak böyle aniden paranın gelmesine de bir anlam veremediler. Salih zat şu cevabı verdi:  “Ben sıkıntı içindeydim. Siz de sıkıntı içindeydiniz. Buna bir de çocuğun üzüntüsü eklendi. Çocuğun edebi, tek kelime etmeden gitmesi, işi çözdü. Allah’ü Teâlâ o masumun ihlası, edebi hürmetine sıkıntıları giderdi. İmtihanı kazanan o masum oldu.
Alacaklılar utanıp paraları tekrar vermek istediler. Ancak kabul etmedi
– İnsan bir iyilik yaptığında samimiyetinin belli olması için peş peşe imtihanlardan geçirilir. Hatta iyilik yaptıklarından küfranı nimet görür. Eğer sabrederse iyiliğinin karşılığını kat kat alır. Sizler bir iyilik yaptınız. Ama sabredemediniz. Eşyanın hakikati görüldükten sonra pişman oldunuz, dedi.

Yazarın Diğer Yazıları