REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
BEYNİ KORUYAN 10 İYİ ŞEY
1-) Egzersiz yapmak, özellikle düzenli yürüyüş alışkanlığı edinip bunu her gün ısrarla uygulamak.
2-) Daha çok okumak, yazmak, yeni şeyler öğrenip beyni o yeni bilgilerle sürekli güçlendirmek.
3-) Stresi az, endişesi minimum, keyfi ve hazzı bol bir yaşam tarzını ısrarla sürdürmek.
4-) Emekli olmayı unutup düşük ritimde de olsa çalışmayı sürdürmek ama tatilden, dinlence ve eğlenceden asla vazgeçmemek.
5-) Müzikle, resimle ya da başka sanat alanları ile yakından ilgilenmek ama önceliği müziğe vermek.
6-) İyi bir gece uykusundan asla taviz vermemek. Fırsat buldukça “şekerleme” denemek, uyku sorunları varsa çözmek.
7-) Beslenmeye dikkat edip trans yağı az, omega-3’ü, B12’si, D vitamini, folik asidi, kolini, antioksidan gücü yüksek besinlere yönelmek. (Balık, yumurta, peynir, yoğurt, kırmızı sebzeler, avokado, ıspanak).
8-) Genel sağlık sorunlarını dikkatle izleyip zamanında çözmek. Özellikle insülin direnci, diyabet, hipertansiyon, damar sertliği gibi sorunlarda ilgiyi yoğunlaştırmak.
9-) Kan testlerinde B12, D vitamini, demir, folik asit, insülin seviyeleri ile kolesterol, trigliserit, kan şekeri, tiroit hormonu üretimini dikkatle izlemek.
10-) Olumlu düşünen, manevi yönü güçlü, dostluk duyguları sağlam, arkadaş, komşu ve aile ilişkileri mükemmel, sosyal ağı geniş bir hayat tarzı geliştirmek
TABURCU NİYE DENİR ?
İşte size ‘’taburcu’’luğun hikâyesi…
Neden Türk hekimleri hastalarını iyileştirdikten sonra ‘’taburcu’’ ederler; ‘’gitsin’’, ‘’evci’’ gibi kelimeler kullanmazlar, hiç aklınıza geldi mi? Taburcu kelimesinin çok hüzünlü bir hikâyesi vardır aslında. Bakın anlatayım dilim döndüğünce…
Özellikle 1. Dünya ve Çanakkale Savaşı sırasında ülkenin tıp eğitimi veren tek kurumu Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, hocalarını, öğrencilerini cepheye yolluyor, eğitime ara vermek zorunda kalıyor, binası ise tamamen hastaneye dönüşüyordu. Sadece cephede savaşmakla kalmıyor, savaş olmadığında ya da geride kalan kıdemsiz tıbbiyeliler, direnişte bizzat çalışıyorlardı. İzmir’in işgalinin üç gün sonrası, 18 Mayıs 1919’da, okulda hararetli, hüzünlü konuşmaların yapıldığı, hemen direniş gruplarının örgütlendiği bilinir.
Daha çok bahsedilecek olay, anlatılacak konu var ancak, söylemek istediğim şudur;
Ülkede herkes askerdir, eli silah tutan tüm erkekler savaştadır. Gerçek kurumsal düzeyde tek hastane vardır, ülkenin her yanındaki cephelerde tüm hekimler subaydır, askerdir. Yaralılar iyileştirilir, komutan hastalarını, askerlerini dolaşır. Hastanede, kışlada, revirde, cephede, çadırda, savaşta. Tabip subay, iyileşenleri, tekrar silah tutabilecekleri savaşa, taburuna yollar, ‘’taburcu’’ eder. Başka hiçbir milletin, ülkenin hastanesinde, hastalar iyileştiklerinde ‘’taburuna yollanmaz, taburcu’’ edilmez. Bazı değerleri, yaşamının içine böylesine sindirmiş başka bir millet yoktur.
(DEVAM EDECEK)