Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

BEN DÜNYANIN HAKİKÎ SAHİBİNE BİLE İHTİYAÇ BELİRTMEKTEN UTANIRIM
Rabia Hatun (k.s.) dünya malına, dünya süsüne, dünya varlığına, dünya zenginliğine önem vermezdi. Kuru ekmeği, yamalıklı elbiseyi, yokluğu, yoksulluğu, fakirliği her zaman varlığa, bolluğa, gösterişe, zenginliğe tercih eder, Allah’a karşı fakirlikle övünürdü. Dünya için Allah’a el açmaktan haya ederdi.Bir gün Hasan-ı Basri Hazretleri, Rabia Hatunu (k.s.) ziyarete gelmişti. Evinde zahitlerden, âbidlerden, Ariflerden bir topluluk vardı. Büyük mutasavvıf Süfyan-ı Sevrî de oradaydı.
Rabia Hatunun evinde bir hayli perişanlık ve yoksulluk gördüler ve kendi aralarında şöyle dediler: “Mal sahiplerine bir haber uçursak da, buraya biraz dünyalık yığsalar, olmaz mı?”
Rabia Hatun şu izzetli cevabı verdi: “Ben dünyanın hakikî sahibine bile ihtiyaç belirtmekten utanırım! Bu âlemde mal sahibi görünen, fakat aslında hiçbir şeyin sahibi olmayan kimselerden nasıl bir şey isterim?” (Onların Âleminden, s. 327.)
BU KARDA TAZE ÜZÜM OLUR MU?"
Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin yükselmesi bazı talebelerin kıskançlığına yol açtı. Durumu sezen Üftâde hazretleri, Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin büyüklüğünü göstermek istedi. O sırada mevsim kış idi. Dışarıda kar yağıyor ve fırtına esiyordu. Hazret-i Üftâde talebeleri ile yemek yiyorlardı. Sofraya pilav konulunca Üftâde hazretleri; "Şimdi bağdan taze kopmuş üzüm olsa bu yemekle ne güzel giderdi." dedi. Bu söz üzerine talebeler içlerinden;
"Bu kış günü, bu karda taze üzüm olur mu?" diye düşünürlerken, Azîz Mahmûd Hüdâyî de kendi kendine; "Madem ki bu sözü hocam söyledi, mutlaka bunda bir hikmet vardır." diyerek ayağa kalktı ve; "Efendim! Müsaade ederseniz bendeniz getireyim." deyiverdi. Müsaade edilince, sepeti aldığı gibi Bursa'nın Çekirge mevkiindeki bağa gitti. Bağ karlar altında idi. Bir asma çubuğunun üzerinden karları temizlediğinde, salkım salkım üzümlerin sarktığını gördü. Bunun, hocası Üftâde'nin bir kerameti olduğunu anlayıp, üzümleri sepete koymağa başladı. Asmadaki üzümler bittiğinde, sepet de ağzına kadar dolmuş idi. Sepeti omuzuna alarak yola koyuldu. Yolda, hızlı hızlı yürürken, birden ayağı kaydı ve bir çukura düştü. Çukur derin olduğundan, çıkmak için çok uğraştı fakat başaramadı. Çaresiz kalınca hocası Üftâde'den yardım istemek hatırına geldi ve içinden; "İmdat! Yâ Mübarek hocam!" der demez, çukurun başından bir ses geldi. "Ey Mahmûd! Uzat elini de yukarı çekeyim." diyordu. Başını kaldırdığında birisinin kendisine gülümsediğini gördü. Elini uzattı. Yukarı çıktığında, bir anda o kimseyi göremez oldu. Yine sepeti omuzuna alarak süratle dergâha doğru gitti. Hocasının huzuruna vardığında sohbet devem ediyordu. Omuzunda üzüm dolu sepeti gören arkadaşları şaşırıp kaldılar. Üftâde, yardım edenin Hızır aleyhisselâm olduğunu söyledi. Talebeler, hocaları Üftâde'nin, Allah ü Teâlâ’nın katında yüksek bir veli olduğunu ve Aziz Mahmut Hüdai’nin hocalarına olan teslimiyetini bir kere daha anladılar.

Yazarın Diğer Yazıları