REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
KİMİN RIZKI DARALDIYSA, HEMEN İSTİĞFARI ÇOĞALTSIN!"
Caferi-i Sadık Hazretleri buyurur:
Hak dostlarından Hasan-ı Basri Hazretleri'ne dört kişi gelerek, biri kuraklıktan, diğeri fakirlikten, bir diğeri tarlasının verimsizliğinden, sonuncusu da çocuğunun olmayışından yakınıp Hazret ‘ten himmet talep ederler! O büyük veli, onların her birine de "İSTİĞFÂR"I tavsiye eder!
Yanındakiler kendisine:
"Efendim! Bu kimselerin dert ve sıkıntıları farklı, lâkin sizin hepsine de tavsiyeniz aynı!" derler. Hasan-ı Basri Hazretleri onlara şu Ayet-i Kerîme ile cevap verir:
"Rabbinizden mağfiret dileyin; Çünkü O çok bağışlayıcıdır! (Mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!" (Nûh, 10-12)
Demek ki Cenabı-ı Hak, tövbe ve istiğfar eden kullarını, pek çok sıkıntıdan kurtarıp
onlara nice lütuflarda bulunmaktadır! Dolayısıyla Hakk’ın rahmetini celp edip gazabını teskin edecek en mühim vesile, kulun, ihlâsla Rabbine yönelip, O'ndan, hata, kusur ve günahlarının affını dilemesidir! Alıntı)
GÖNÜL KÂBESİNİ YIKMA!
Fahri-i Kâinat Efendimiz, bir tavaf esnasında Kâbe’ye hitaben şöyle buyurmuştur:
“(Ey Kâbe!) Sen ne kadar güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin, senin hürmetin de ne büyük! Ama bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki, bir mü ‘minin Allah katındaki kıymeti, senin kıymetinden daha büyüktür. Mü ‘minin malının ve kanının hürmeti de böyledir.” (İbn-i Mâce, Fiten, 2)Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh-’ın naklettiği bu Hadis-i Şerif, mümin bir kulun, Cenabı-ı Hak indindeki yüksek değerini ifade etmektedir. Yine bir Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:“Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33)
Yani kalpler, bir Nazargâh-ı İlahi’dir. Dolayısıyla Cenabı-ı Hakk’ın nazar kıldığı bir kalbe diken batırmak, bir insanı yüzüne karşı ayıplayıp küçük düşürmek, hoşlanmayacağı sözlerle gıyabında çekiştirip kötülemeyi huy edinmek, en büyük günahlar arasındadır.
Rabbimiz Ayet-i Kerime’de bu kimseleri şöyle ikaz etmektedir: “İnsanları arkadan çekiştirip kaş-göz işaretiyle eğlenmeyi âdet hâline getirenlerin vay hâline!” (el-Hümeze, 1)
Yunus Emre Hazretleri de bir gönle eza vermenin ne ağır bir cürüm olduğunu şöyle ifade buyurmuştur:
Gönül Çalap’ın tahtı,
Çalap gönülle baktı,
İki cihan bedbahtı,
Kim gönül yıkar ise!
Ashab-ı Kiram devrinde yaşanmış olan şu hâdiseler de, gönül incitmenin bir Müslümana asla yakışmayan davranışlar olduğunu çok açık bir surette beyan etmektedir:
Sahabeden Sâbit bin Kays’ın kulağı biraz ağır işitiyordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ’in meclisine geldiği vakit, yanı başına oturabilsin de O’nu rahat işitebilsin diye kendisine yer açarlardı. Yine bir gün gelmiş ve “Açılın!” diye müsaade isteyerek insanların arasında ilerlemeye başlamıştı. Bir adam ona; “Oturacak yer buldun, otur!” dedi.
Sabit öfkeli bir şekilde oturdu ve adamı göstererek; “Bu kim!” diye sordu. O zât da kendisini tanıttı. Sabit bin Kays; “Filân kadının oğlusun!” diyerek onun annesini cahiliye döneminde ayıplandığı bir vasfıyla zikretti. Bunun üzerine adamcağız utanarak başını önüne eğdi. Bu hâdise üzerine; “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın!..” (el-Hucurât, 11) ayeti nazil oldu. (Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl, s. 263) (Şebnem Dergisi, Yıl: 2018)