REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
Hükmü tatbik konusunda son derece hassas olan, suçlu oğlu dahi olsa, asla adam kayırmayan Hz. Ömer böyle diyordu. Vakit de bir hayli ilerlemiş gün batmaya az kalmıştı. Bu arada ashabı kiram babası öldürülen gençlere diyet teklifinde bulundular. Çünkü o koskoca Ebu Zer-r'in idam edilmesini asla istemiyorlardı. Fakat onlar da "adamı hazır getirmişken, hüküm infaz edilecekken niçin kefil oldu diye Ebu Zerr'e kızıyorlar ve babamızın katilinin kanının kesinlikle yerde kalmaması lazım' diye diretiyorlardı. Bu olayı duymayan kalmamıştı. Medine çalkalanıyordu. Herkes üzüntü içindeydi. Acaba ne yapmak gerekiyordu Ebu Zerr'in infaz edilmemesi için? Kimi bu gençlere kızıyor "ölen ölmüş geri mi gelecek, diyeti kabul etseler ya" derken kimi de gelmeyen genç hakkında "kendisi için canını ortaya koyup işini görmesini sağlayan böylesine vefalı bir insana bunu nasıl reva görüyor “diyorlardı. vakitler ilerliyordu neredeyse gün batacaktı. Heyecan had safhaya varmış herkes neticenin ne olacağını merak etmeye başlamıştı. İşte bu esnada Medine'nin girişinden bir adam olanca kuvvetiyle koşarak gelmeye çalışıyordu. Her tarafı perişan, kan ter içinde gelen bu adam, o gençten başkası değildi. Birçokları adeta sevinç çığlığı attılar. Ölmeye koşan bir adam için belki de ilk defa böylesine seviniliyordu. O genç hemen Halife Müminin Hz. Ömer'in huzuruna çıktı ve teslim oldu:
Kusura bakmayın. Çok daha erken gelemediğim için belki sizi endişelendirmiş olabilirim; fakat malumunuz ki bir atım vardı, o da öldürüldü, başka da binitim olmadığı için yayan gelmek zorunda kaldım. Gördüğünüz gibi havalarda son derece sıcak, yolum ise bir hayli uzak. Yetişemeyeceğim diye öylesine korktum ki O zaman bir kişinin daha ölümüne sebep olacaktım, böyle olsaydı bu mesuliyeti kaldıramazdım herhalde...
Rabbime hamd olsun ki verdiğim sözde durdum.Ya Emirel Müminin! Artık hükmü İnfaz edebilirsin!
Ben hazırım. Orada bulunanlar hayretler içerisinde böyle bir olaya şahit olmuşlardı. Bu gencin kendisinden tamamen ümit kesildiği bir sırada koşarcasına ölüme gelmesi onları tarifi imkânsız bir taaccüp ve hayranlık içerisinde bırakmıştı. Herkes takdirle şöyle diyordu:
Mümin dediğin böyle olmalı, ucunda ölüm bile olsa sözünde durmalı.
Herkesin hayretler içinde kaldığım gören delikanlı onlara dönerek şöyle dedi: Mümin olan sözünde durur, ahdine vefa gösterir. Ölüm öyle bir şey ki vakti ne ileri alınır ne de geri... Ondan kaçmakla kim kurtulmuş ki ben kurtulayım? Vakit saat geldi mi, kimsenin elinden bir şey gelmez, vakit dolmadıysa da Allah'ın verdiği canı kim alabilir?
Geldiğime hayret ediyorsunuz. Elbette gelecektim! Ben "Dünyada ahde vefa kalmadı" sözünü söyletir miyim?
Bu arada Ebu Zerr Radıyallahü Anh'ın tanımadığı bir adama canı pahasına kefil olması da son derece hayret verici bir olaydı. Ona da bu genci tanıyıp tanımadığım ve nasıl böyle bir kefilliği kabul ettiğini sorduklarında:
Hayır bu genci tanımıyordum. Lakin bu olay Müminlerin Halifesi ve bir çok sahabenin huzurunda gerçekleşti. Çok samimi bulduğum ve çaresiz kalmış bir kimsenin işini görmek, üstelik bana güvendiği halde onu yüzüstü bırakmak doğru muydu? Hem, ben bu teklifi kabul etmeyip "Bu dünyada fazilet diye bir şey kalmamış" dedirtir miyim? Buyurdu.
Gerçekten de son derece duygusal bir ortam oluşmuştu. Bu olaylar ve sözler gözlerinin önünde cereyan eden ölen adamın çocukları da yumuşamışlar duygulanmışlar ve merhamete gelmişlerdi. Zaten bu genç, taşı babalarını öldürmek için atmış değildi. Fakat takdiri ilahi kazara babaları ölmüştü. Bunun üzerine onlar da davalarından vazgeçerek kısas istemediklerini söylediler. Onlara bunun diyeti teklif edildi. Diyet, Beytül Mal'dan verilecekti; ama onlar biz de; "dünyada insanlık kalmadı" dedirtmeyiz dediler ve Allah rızası için davalarından vazgeçtiklerini bir daha tekrarlayarak, diyet bile almayacaklarım söylediler.
Bu muhteşem tablo, herkesi son derece duygulandırmıştı. Herkes üzüntüden kurtulmuş hüzün, yerini tarifi imkânsız bir sevince bırakmıştı. Helallaştılar, kucaklaştılar.
Böylece arkalarında insanlığa bir ibret levhası bıraktılar.