REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
DÜNYA ONLARIN OLSUN AHİRET BİZİM
Hz. Ömer, sessizce Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in dinlenmekte olduğu odaya girer ve bir an çevresine göz gezdirir.
Tavana asılmış kuru bir deri bir torbanın içinde bir kaç kg. arpa, duvara dayalı bir kaç ağaç yaprağı ve yerde Peygamberimiz (s.a.v.) in üzerinde uyumakta olduğu hurma lifinden örülmüş kaba bir hasır. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer'in hıçkırıkları O'nu uyandırır, kalkınca hasırın vücudunda iz yaptığını, kan oturduğunu gören Hz. Ömer ise omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hayretle sorar. - Ey Hattab Oğlu neden ağlıyorsun? - " Ey Allah'ın Elçisi! İranlılar Kisralarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah'ın Elçisisin. İzin ver, bizde seni.
Maksat anlaşılmıştır, Allah’ın elçisi, gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işaretiyle keser ve "Bu dünya hayatı bir eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı"(ankebut - 64) ayetini okuduktan sonra ekler:
- İstemez misin Ey Ömer! Dünya onların olsun Ahiret Bizim
MAKAMA VERİLEN DEĞER.
Eski bir Bakan’dan konferansta konuşma yapması istenmişti.
Elinde kâğıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı…
Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.
Derin bir nefes aldı ve ;
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum?” diye sordu…
“Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum…
Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu.
Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.
Beni önce bir otele götürmüşlerdi.
Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı…
Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı…
Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi…
Özel bir kapıdan içeri almışlardı…
Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi…
Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim”
Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti
“Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.”
Bir an durdu ve sonra;
“Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.
Beni hava alanında kimse karşılamadı.
Otele taksi ile geldim.
Kendi odama kendim çıktım.
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.
Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kâğıt bardağa kahveyi kendim doldurdum”
Seyirci gülmeye başlamıştı.
“Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı.
Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.”
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi.
Alkışlar bitince de şunları söyledi;
“Size verebileceğim en iyi ders bu işte.
Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir.
Size ait değildir.
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler.
Çünkü aslında hep layık olduğunuz kâğıt bardaktır.
Makamımız gönüller olsun...