Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

MEVLÂNA İSMİ NEREDEN GELİYOR.
Sultan Veled bir gün babasına sorar:
Babacığım sana bütün halk "Mevlâna" diyor. Bu ismin hikâyesi nedir?
Oğlum âşıkların iki ismi olur. Birisi ailesinden gelir diğeri aşkından. Deden ilk ismimi verdi. Mevlâna ismini maşukum Şems verdi. Şems bir gün bana dedi ki: "Sen yokluksun. İsminde yokluk olsun. Herkes Mevlana ismini 'Efendi' manasında anlıyor. Oysa Farsça 'MEV': yokluk, Arapçada 'LÂ': yokluk ve Türkçede 'NA': yokluk demektir..."
 Birisi Mevlana'ya: "Sen ne biçim Müslümansın, dinin de bir izzeti var.
Müslüman'a gel, Yahudi'ye gel, Mecusi'ye gel,
Tövbeni bozsan yine gel.. Olur mu öyle şey!!".
mealinde uzunca bir mektup yazmış.
Mektubu sabırla okuyan Mevlana şu cevabı göndermiş; Sen de gel
NEFİS AZGIN ARSLAN GİBİDİR! 
Uçsuz bucaksız bir ormanda azılı bir arslan yaşamaktadır. Ormandaki bütün hayvanlar korku içindedirler. Böyle yaşamaktansa bir çare ararlar. Düşünür, taşınır, aralarından bir heyet seçerek arslana gönderirler:
- "Ey ormanların şahı arslan!. Her gün içimizden birini yakalıyor, yiyorsun!. Buna bir diyeceğimiz yok, fakat bu zahmet niye? Sen tahtında otur, biz, sana her gün içimizden birini yollarız, sen de rahatça yersin! Böylece, biz de, sen de huzur içinde ömrümüzü geçiririz!." derler. Bu teklif Arslanın hoşuna gider. Kabul eder. Artık her sabah bir hayvan kendi ayağı ile gelip arslana teslim olmaktadır. Günlerden bir gün, sıra tavşana gelir. Hayvanlar:
- "Eh ne yapalım, kısmet böyle!. Çoğumuzun rahatı için birimizin ölmesi gerek!. Haydi vakit geçirmeden yola düş!. Arslanı kızdırmayalım." derlerse de tavşan işi ağırdan alır, pek aldırmaz. Hayvanlar telaş içindedirler. Nihayet yalvara yakara tavşanı yola düşürürler...
Tavşan, kayıtsız, seke oynaya arslanın huzuruna gelir ama vakit de bir hayli ilerlemiştir.
Açlıktan ateş püsküren arslan, kükrer:
- "Nerede kaldın? Bu gecikmene sebep ne?"
Tavşan, yalancı bir telaşla terlerini siler, boynunu büker:
- "Aman efendim, ben saygıda kusur etmedim. Sabah erken yola çıktım ama diğer bir arslan yolumu kesti, elinden kurtuluncaya kadar neler çektiğimi bilemezsiniz?" Arslanın öfkesi büsbütün başına vurur: "Kim bu küstah? Bu ormanda yalnız benim hükmüm geçer. Kimmiş o, çabuk söyle?" Tavşan durumdan memnun, hep öteki arslanı över, böylece arslanın haysiyetini tahrik eder. Arslan dayanamaz:
- "Düş önüme, göster bu alçağı!." der, yola düşerler. Tavşan arslanı bir kuyunun başına getirir:
- "İşte sultanım, bu kuyunun içinde!. Bakınız nasıl da kurulmuş."
Arslan hırsla kuyunun içine bakar. Suda aksini görür. Hırlamaya başlar, kuyudaki aksi de hırlar. Tavşan fırsatı kaçırmaz:
- "Görüyor musunuz efendim? Size nasıl da meydan okuyor." der. Arslan büsbütün hiddetlenir, gözleri döner. "Bir diyarda iki sultan olamaz, parçalamalıyım onu!." diye mırıldanır. Ardından da: "Gümm.." diye kuyuya atlar. Her şey bitmiştir artık. Tavşan yemyeşil çayırlarda seke seke hayvanlara kurtuluşlarını müjdeler.
MESNEVİ: -"Ey kişi... Sen bu dünya kuyusunun dibine, hırsla, tamahla atlamış, mahpus bir arslansın. Nefsini yen de tavşan gibi hür dolaş... Senin  tavşan nefsin, sahrada yiyip içmekte, zevk ve safa etmekte. Sen ise şu dedikodu ve münakaşa kuyusunun dibindesin!" (Beyit: 1350-1351), Altınoluk Dergisi, Eylül 1994 - Sayı: 103)

Yazarın Diğer Yazıları