REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
BUNUN SÜTÜ BOZUK.
Padişah Yavuz Sultan Selim iyi bir at binicisidir. Atlardan da iyi anlamaktadır. Birgün İstinye sırtlarında sürek avına çıkar. (Sürek avı o dönemde bir tür askeri tatbikattır. )
O esnada küçük bir kulübenin önünden geçerken bir kısrak görür ve iyi bir gelecek vadettiğini anlar. Seyis ve vezirlerine bu kısrağı almalarını söyler.
Seyis ve vezirler kulübenin kapısını çalarlar. Çıkan ihtiyar birisi. İhtiyara kısrağı almak istediklerini, padişahın istediğini söylerler. Lâkin ihtiyar kısrağı vermek istemez.
-Bu size yaramaz der.
Bunun üzerine işi pazarlık yaptığını zanneden vezir ve seyisler İhtiyara bir yerine iki. İki yerine dört verirler kısrağı alırlar. Ama ihtiyar hala bu kısrak size yaramaz demektedir.
Sebebini sormazlar. Padişaha haber verilir ve padişah seyislerine emreder.
-Bakın besleyin hazır olunca bana haber verin. der
Seyisler bakar besler ve at adeta Şimşek olmuştur. Padişaha haber verirler.
-İhtiyardan aldığımız at hazır efendim.
Padişah yine aynı bölgede sürek avına çıkar. Yani tatbikata.
At Yıldırım gibi adeta uçuyor.
Lâkin su akan bir dereden geçerken at suyu görünce yatar suyun içine. Tabiki padişah Islanır.
Sürek avı dönüşünde tekrar aynı sudan geçmeleri gerekir. At aynı şekilde tekrar suya girince yatar. Aynı akıbet padişah yine Islanır ve kızar.
Vezir ve seyisler kısrağı satan İhtiyara kızgın bir şekilde varırlar.
Huyu olan bir atı bize niye sattın? derler.
İhtiyarın verdiği cevap müthiş.
-siz bana sormadınız ki. Ben size bu at size yaramaz dedikçe siz fiyatı artırdınız. niye yaramaz diye sormadınız.
Bu kısrak doğarken anası doğum anında öldü. Bende bunu camız sütüyle besledim. huyu gereği camız suyu gördümü yatar.
yani anlayacağınız bunun sütü bozuk.
( Anadolu’da yaygın bazı deyimler vardır. Kanı bozuk. Sütü bozuk gibi .)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) E KOMŞU OLMAK
Bir gün Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–Benden dilediğini iste!» buyurdu. Ben de:
«–Cennet’te Sen’inle beraber olmayı isterim.» dedim. Efendimiz:
«–Başka bir şey istesen olmaz mı?» buyurdu. Ben ise:
«–Dileğim ancak budur!» dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–Öyleyse çokça secde ederek kendin için bana yardımcı ol!» buyurdu.” (Müslim, Salât, 226)
Yine Peygamber âşığı sahibelerden biri olan Sevbân -radıyallâhu anh-’tan “insanı Cennet’e götürecek bir amel tavsiye etmesi” istenmiş ve bu talep üç defa tekrar edilmişti. Bu ısrar üzerine Hazret-i Sevbân -radıyallâhu anh- şu hadîs-i şerîfi rivâyet etti: “Çok secde etmeye bak! Zira senin Allah için yaptığın her secde karşılığında, Allah seni bir derece yükseltir ve bir hatânı siler.” (Müslim, Salât, 225)[2] Hadîs-i şerîflerde zikredilen “secde”den maksat, -mâlum olduğu üzere- “namazdır. Dolayısıyla Cennet’e girerek orada Allâh’ın Habîbi’ne komşu olmak isteyenler, bol bol namaz kılmalı, Cenâb-ı Hakk’a yakınlık anları olan secdeleri artırmalıdırlar. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Cennet’teki mevkii, peygamberlerin de üzerinde olan, zirve bir makamdır. Cennet’te Peygamber Efendimiz’le beraber olabilmek için, O’nunla bugün hâl beraberliği, fiil beraberliği, hissiyat ve fikriyat beraberliği içinde bulunmak ve bilhassa huşû içinde çokça namaz kılmak şarttır.
Namaz Müminin Miracıdır!
Dînin direği, mü’minin mîrâcı olan namaz; Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına, dolayısıyla da Cennet-i Âlâ’sına nâil olmanın en büyük vesîlelerinden biridir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kim sabah-akşam câmiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Teâlâ o kimseye Cennet’teki ikramını hazırlar.” (Buhârî, Ezân, 37; Müslim, Mesâcid, 285) “Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızâsı için on iki rekât namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona Cennet’te bir köşk yapar.” veya “Ona Cennet’te bir köşk yapılır.” (Müslim, Müsâfirîn, 103)[3]
(Kaynak: Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları)
PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUKLARA DAVRANIŞI.
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey îman edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz…”(Tahrîm, 6)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Çocuklarınıza ikrâm edin ve terbiyelerini güzel yapın.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)
Bir defasında da Hz. Peygamber (sav), üzerine küçük abdestini yapan torununu:
“–Sen nasıl Rasûlullah’ın üzerine küçük abdest yaparsın?” diye pataklamaya kalkan Ümmü Fadl’a:
“–Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet etsin!” buyurarak çocukların bu tür sıkıntılı hâllerine tahammül etmek gerektiğini göstermiştir. (İbn-i Mâce, Tabir, 10)
O, mübârek kucağında torunları olduğu hâlde namaza durur, secdede iken torununun mübârek sırtına çıkması üzerine secdesini uzatırdı. Çocuğa müdahale etmek isteyenlere:
“–Bırakın, çocuk hevesini almış olsun!” buyururdu.
Yine o Varlık Nûru, Hz. Peygamber (sav), bir çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa keserdi. Bir defasında evinde namaz esnâsındayken çocuk ağlaması üzerine namazını kısa tutmuş ve ev halkına:
“–Onların ağlamalarının beni üzdüğünü bilmiyor musunuz?” buyurmuştu.
On yaşından itibaren on yılını Hz. Peygamber (sav)’in hizmetinde geçiren Enes (ra) anlatır:
“Rasûlullah’a tam on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile: Öf! Demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı: Niye böyle yaptın? diye azarlamadığı gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle: Şöyle yapsan olmaz mıydı? da demedi.” (Buhârî, Savm 53, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil 82)