REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
YÜZÜKTEKİ YAZI (HZ EBU BEKİR’İN (RA) BÜYÜKLÜĞÜ)
Efendimiz Sallahu aleyhi vesellem'e bir yüzük hediye geldi. Hazreti Ebu Bekir'e (r.a.) verdi:
- Ya Atik! Bu yüzüğü bir kuyumcuya götür de "lâ ilâhe illâllah" yazdır buyurdu. Hazreti Ebu Bekir (r.a.) yüzüğü kuyumcuya götürüp üzerine "Lâ ilâhe illallah Muhammemmedürresûlüllah" yazdırdı.
Hâlbuki Rasûlullah böyle emretmemişti ama O Allah ismi şerifinin peygamberimizden ayrılmasını arzu etmemişti, onun için böyle yazdırdı. Hazreti Ebu Bekir yüzüğü kuyumcudan alıp Resûlüllah'ın huzuruna gelirken, Hak Teâlâ, Cebrail aleyhisselam'a :
- Yetiş, habibimin yüzüğüne Ebu Bekir' ismini de yaz. Çünkü o Benim ismimi habibimin isminden ayırmayı uygun bulmadı, ben de onun ismini habibimin isminden ayırmayı uygun bulmam, buyurdu.
Cebrail aleyhisselam derhal yetişti ve Hazreti Ebu Bekir'in elindeki yüzüğe " Ebu Bekir Sıddık" yazdı. Hazreti Ebu Bekir Huzur-u Saadete girip yüzüğü teslim etti. Okuduklarında: "Lâ ilahe illallah Muhammedürresûlüllah, Ebu Bekir Sıddık" yazılı olduğunu görüp Hazreti Ebu Bekir'den bu şekilde yazılmasının hikmetini sordular.
Hazreti Ebu Bekir (r.a.) yüzüğün üzerinde kendi isminin olduğunu bilmiyordu. Çok utandı, kızardı ve başını önüne eğdi terlemeye başladı. Orada Allah'ın izni ile Cebrail aleyhisselâm yine yetişip Hazreti Ebu Bekir'i müşkül durumdan kurtardı:
-Ebu Bekir'in yüzüğün üzerinde kendi isminin yazıldığından haberi yoktur. Allah'ın selâmı var, Habibim üzülmesin, buyuruyor dedi ve olanları bir bir anlattı.
Orada bulunan ashap, Ebu Bekir Sıddık Hazretlerinin ne derece yüksek bir mertebede olduğunu anladılar ve gıpta ile seyrettiler.
ZAMANI DEĞERLENDİRMEK, AHİRET HAZIRLIĞI YAPMAK.
Resulullah Efendimiz (S.A.V.), Ashab-ı Kiram içeresinde züht ve takvasıyla meşhur olan Ebu Zer el-Gaffarı Hz.lerine ve onun şahsında kıyamete kadar gelecek ümmetlerine nasihatlerinde şöyle buyurmuştur:
“Ey Ebu Zer, Gemini yenile çünkü deniz derindir. Azığını tam al, çünkü yol uzundur. Yükünü hafif tut, çünkü geçit çok sarptır. Amelini ihlaslı yap, çünkü gözetleyici olan Cenabı Hak (kalpteki niyete) bakmaktadır.”
Hadis-i Şerifteki dört hususu kısaca izah etmek gerekirse:
1.Gemilerimizi yeni (ve bakımlı )tutmalıyız:
Yani manevi hayatımıza, ibadetlerimize, dikkat etmeli, manevi canlılığımızı muhafaza etmeliyiz. Bu, bir gün için değil, devamlı olmalıdır. Hadis-i şerifte. “İbadetlerin az da olsa devamlı olanının makbul olduğu” bildirilmektedir. Parlayıp sönmek değil devamlı canlılık esastır.
Çünkü deniz derindir: Dünya hayatı türlü zorluklarla, mücadelelerle, düşmanlarla doludur. Küfür, (hele günümüzde) çok şiddetlidir. Nefsi emare ve şeytan-ı Aleyhilla’ne bizi en zayıf noktamızdan vurmak, iman ve itaatten mahrum bırakmak için daima hazırdırlar.
(Özellikle yaşadığımız ortamın İslami hassasiyetleri yok saydığı, itikadı ve ameli noktadan Müslümanların bozulduğu bir dönemde, daima manevi hayatımızı canlı tutmaya, İslam’a ve Kur’an’a hizmet edenlerle beraber olmaya, hakiki din âlimlerinden İslam’ın güzelliklerini öğrenmeye çalışmalıdır. Aksi halde; derin ve dalgalı denizlerde imanımız korumak kolay kolay mümkün olmayacaktır. )
2.Azığını tam al çünkü yolculuk uzundur: Dünya hayatı kısa, ahret ise ebedidir. Ancak ebedi olan ahiret hayatını kazanmak da kaybetmek de kısa olan bu dünya hayatında olmaktadır. Mevla’mız böyle takdir buyurmuştur. Resulü Ekrem (sas) ise, hadisi şeriflerinde; “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyurmuşlardır.(Ramuz el Ehadis)
70-80 Senelik bir ömrün neticesi, asırlarla bile ifade edilemeyen uzun zamanlarda görülecektir.
(Kabir hayatı, mahşer, hesap, mizan, sırat daha Cennet ve Cehenneme sıra gelmeden geçecek uzun zamanlar, hayatlar, hep bizleri beklemektedir.)
Ayeti kerimede ifade edildiği üzere; ”Onun katında bir gün sizin saydıklarınızla bin sene gibidir.” (Hac suresi 47)
Bu bakımdan yaptığımız ibadetlerin, hayır ve hasenatın zerresine bile muhtaç olacağımızı unutmamalıyız.
“Muhakkak azıkların en hayırlısı takvadır, haramlardan korunmaktır.”(Bakara-197)
3.Yükünü hafiflet, çünkü geçit çok sarptır:
Dünya hayatında karışımıza çıkan bazı sıkıntı ve imtihanlar bir nevi geçittir. En önemlisi ise Ölüm geçididir. Buradan imanla geçmenin kaygısından Evliyaullah bile tir-tir titremişler, daima Cenabı hakka dua ve niyaz halinde olmuşlardır. Ahiret geçitlerinden her biri çok zordur. İslam büyüklerinin ifadelerine göre;“Sekerat yani ölüm köprüsünden Sırat köprüsüne kadar korkunç nice geçitler vardır.” O halde yükümüzü hafifletmeliyiz; yani haram ve helale, özellikle kul hakkına dikkat etmeli, ibadet borçlarımızı kaza etmeli, günahlardan da çokça istiğfar etmeliyiz.
(Aksi halde Allah’ın huzurunda kul hakları ve haramlar bizim bütün güzelliklerimizi bitirip, ebedi iflas ve mahrumiyete düşürebilirler.)
4.Amelini ihlaslı yap, çünkü gözetleyici olan Cenabı Hak kalpteki niyetlere bakmaktadır:
İbadetlerin değeri ancak niyet ve ihlasın derecesine göredir. Hadisi şerifte; “Dininde ihlaslı ol, az bir amel de sana kâfi gelir.” buyrulmaktadır.
Cenabı Haktan başka ne dünyada ne de ahirete sığınılacak bir merci vardır. Namazların her rekâtında okuduğumuz Fatiha-i Şerife’de Cenabı Hakka hitaben: “Allah’ım ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” diye niyaz etmekteyiz. Ondan başka ibadetlerimizin karşılığını verecek yoktur. Ancak bu hal ve niyet üzere olmak insana çok büyük dereceler kazandırdığından, Nefis ve Şeytana zor gelir ve daima ihlasımıza saldırırlar. Sevgili Habibi hürmetine onların şerrinden Allah’a sığınmalı, İhlası temin etmenin yollarına sarılmalıyız.