REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
BÜTÜN GÜZELLİKLERİ ALLAH’TAN BİLMEK LAZIM. (Kulluk Edebi)
Bir gün hadis âlimlerinden bir zât, küçük yaştaki Bâyezîd-i Bistâmî’yi görünce ondaki güzel hâl çok hoşuna gitti. Zekâ ve anlayışını ölçmek için sordu:
“–Güzel çocuk! Namaz kılmasını tam mâniasıyla biliyor musun?”
Bâyezîd-i Bistâmî de ona:
“–Evet, Allah’ın dilediği kadar kılabiliyorum.” cevabını verince:
“–Nasıl?” diye sordu.
Bâyezîd-i Bistâmî de:
“–Buyur yâ Rabbî, emrini yerine getirmek üzere huzuruna durdum, hissiyatıyla tekbir alıyor, اَللّٰهُ اَكْبَرُ diyorum; Kur’an-ı Kerîm’i usul ve kaidelerine uygun bir şekilde tane tane okuyor; tazim ile rükûa varıyor; tevazu ile secde ediyor; vedalaşarak selâm veriyorum.” dedi.
O zât hayran kalarak:
“–Ey zeki çocuk! Sende bu derin anlayış varken, insanların gelip başını okşamalarına niçin izin veriyorsun?” diye sordu.
Zira o zât, bu takdir ve iltifatların, Bâyezîd’in nefsini gurura sevk edebileceğini ve onun buna mahal vermemesi gerektiğini düşünüyordu.
Genç Bâyezîd-i Bistâmî ise şu arifane karşılığı verdi:
“–Onlar hakikatte benim başımı değil, Allah Teâlâ’nın beni süslediği o güzelliği mesh ediyorlar. Bana âit olmayan bir şeye dokunmalarına nasıl mâni olabilirim?”[13]
İşte gönlün ulaşması gereken kulluk edeplerinden biri de, bu misalde olduğu gibi, bütün güzellikleri Allah’tan bilmek, onu asla nefsine izafe etmemektir.
BEŞ MUHABBET BİR KALPTE.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali (k.v.)'ye bir gün şu suali sormuşlar:
- "Ya Ali! Allah'ı sever misin?"
- "Şüphesiz Ya Resullallah!"
- "Beni sever misin?"
- "Severim."
- "Fatıma'yı sever misin?"
- "Severim."
- "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?"
- "Severim."
- "Kalp bir; muhabbet beş... Bu beş muhabbeti bir kalbe nasıl sığdırıyorsun?" sualine karşı Hz. Ali cevap veremediler. Sonra bu meseleyi zevce-i muhteremeleri Hz. Fatımatu'z Zehra (r. anha)'ya açtıklarında Fatıma Validemiz cevaben,
- "Cihetler ayrıdır ; Allah'ı sevmek akıldan, Peygamberi sevmek imandan, evladı sevmek tabiattan, zevceyi sevmek muhabbettendir."
Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e arz ettiklerinde Resul-u Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bu cevabın kendisinden olmadığını işareten, "Bu meyve (cevap) ancak bir nübüvvet ağacındandır" buyurdular.
İBRET VESİKASI
İçi bal fıçılarıyla dolu bir gemi limana yaklaştı. İşçiler bal fıçılarını boşalttıkları sırada fakir olduğu her hâlinden belli olan yaşlı bir kadın elinde küçük bir kâseyle çıkageldi.
Balların sahibi olan tacirin yanına gidip, kendisine kâse dolusu bal vermesini istedi. Tacirin sessiz kalıp kendisine bal vermediğini gören yaşlı kadın ümitsizce geri döndü...
Yaşlı kadın oradan ayrılınca tacir, olaya şahit olan genç çalışanını çağırıp yaşlı kadını takip etmesini ve evine bir fıçı dolusu bal götürmesini söyledi. Genç adam şaşırıp kalmıştı:
-Kadıncağız sizden azıcık bal istedi, vermediniz; şimdi ise bir fıçı bal gönderiyorsunuz!?
Tacir cevap verdi:
-“ Ey genç! O kendi miktarınca ve ihtiyacı kadar ister, ben de kendi miktarımca ve gücüm kadar bağışladım...”
“Allah'ım!...
Bizim ihtiyaç kâselerimiz küçük ve derinliği azdır...
Sen de kendi cömertliğin miktarınca bana, akraba ve dostlarıma, kardeşlerime ve bu küçük kıssayı okuyanlara isteklerinin kat-kat üstünde bağışta bulun yâ Rabbi”!...Amin