REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
“GIYBET ETTİĞİNİ NASIL ANLADI?”
Cüneyd-i Bağdadî bir gün evinin kapısı önünde duruyordu. Israrla halktan sadaka isteyen kör bir dilenci dikkatini çekti.
Kendi kendine söylendi:
— Bu adam bir cami ve tekke önünde beklese daha iyi olmaz mıydı? Muhakkak Allah bunun rızkını verecektir.
O gece rüyasında bir toplantıda bakır bir tepsi içinde kendine bir şey ikram
edildiğini gördü. Tepside kör dilenci yatıyordu.
Tepsiyi getiren zat Cüneyd-i Bağdadî’ye seslendi:
— Haydi, ne duruyorsun, bunun etinden yesene…
Adam, “Kusur araştırmayınız, birbirinizin arkasından hoşlanmayacağı bir şekilde konuşmayınız. Sizden biriniz mümin kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” anlamındaki ayeti hatırlatıyordu.
Cüneyd-i Bağdadî hatasını anlamıştı. Kendini müdafaa edecek oldu, dedi ki:
— Vallahi ben bunu çekiştirmedim. Sadece sesli düşünmüştüm. Kimseye bir şey söylemedim.
Bunun üzerine bir ses duyuldu:
— Ya Cüneyd, bu gibi mazeretleri kabul edilen adamlardansın…
Sabah uyandığında istiğfarda bulundu.
Yine kapının önünde beklerken tenkit ettiği kör dilenci yanına geldi:
— Ya Cüneyd! Dün gece gördüklerinden ibret alıp tövbe ettin mi?
Cüneyd-i Bağdadî cevap vermeye kalmadan kör dilenci kaybolup gitti.
ÇOCUĞU ÖLÜNCE SABREDEN SAHABİ
Hz.Ümm-ü Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek: - Babasına haber vermeyin.
Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:
- Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.
Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:
- Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?
- Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.
- O halde, Hak Teâla da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.
Ebu Talha bu sözü duyunca:
- Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder.
Sabah olunca gidip Resulullah'a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):
- Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha'ya ver, diye dua eder.
(Zamanı gelince) Ümmü Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha bana:
– “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi. Ümmü Süleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben:
– Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe oğdu, adını da Abdullah koydu. (Buhâri, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Edeb 23; Fezâilü’s-sahâbe 107)