REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
ÜZÜM HELAL, İÇKİ HARAM
Hz. Ali bir Hristiyan’a misafir oldu. Adam üzüm getirdi. Hz. Ali üzümü yedi. Sonra üzümden yapılmış şarap getirdi. Hz. Ali buyurdu ki: Haramdır.
Hristiyan dedi ki: Siz Müslümanlara şaşarım. Üzüm helal, içki haram. Hâlbuki bu, bundan yapılıyor.
Hz. Ali buyurdu ki: Eşin var mı? Var. Kızın var mı? O da var. İkisi de gelsin buraya.
Eşi ve kızı gelince Hz. Ali buyurdu ki: Bu kız bu annedendir, ama görüyorsun ki Allah annesini sana helal kızını ise haram kılmıştır.
Hristiyan dedi ki: Şehadet ederim ki Allah birdir ve Muhammed onun resulüdür ve sen onun halifesisin. Elinden öpüp Müslümanlığını ilan etti.
HAMURUNU YOĞURAN ABDESTSİZ YOĞURMUŞ.
Bir gün Hızır -aleyhisselâm-, Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretleri’nin yanına gelir.
Hâce Hazretleri, evinden iki arpa ekmeği getirir! Hızır aleyhisselâm- ondan yemez!
Gucdüvânî -rahmetullâhi aleyh: “Yiyiniz; helâl lokmadır!” der. Hızır -aleyhisselâm: “Gerçekten helâldir, ama hamurunu yoğuran, abdestsiz yoğurmuştur! Bunu yemek bize reva değildir!” buyurur.
Zamanımızda yapılan bazı ilmî araştırmalar, manevi hâllerin madde üzerinde büyük bir tesir icra ettiğini ispat etmiştir! Bu cümleden olmak üzere meselâ, suya güzel sözler söylenince su zerrelerinde güzel kristallerin oluştuğu, kötü ve çirkin sözler söylenildiğinde ise kristallerin bozulup çirkin bir hâl aldığı, yapılan deneyler esnasında görülmüştür! O hâlde bir gıdanın hazırlanması ve tüketilmesi esnasındaki hâlet-i rûhiyenin ona yansıyacağı, ondan gelecek enerjinin de insanın manevi keyfiyeti üzerinde müspet veya menfi bir tesir icra edeceği muhakkaktır! Hâl böyleyken, bir de haram ve şüpheli gıdaların vücutta nasıl bir manevi hantallık ve gaflet meydana getireceğini, ciddiyetle düşünmek icap eder..
PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATI
Enes radıyallahu anhudan rivayetle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa aleyhisselam gelerek:
– Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah’ın mahlûkatı -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını istiyorlar, der.
O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Müminlere serin bir hava olurken kâfirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar. İsa’ya:
– Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle! Der giderim. Arş-ı Âlânın altına varınca hiç bir meleğin ve hiçbir Peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada Allah Cebrail’e vahy ederek (emir vererek):
– Git Muhammed’e söyle: “Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatin kabul olunacaktır” buyurur.
“O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce (Şefaate hak kazananlardan) her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana: “Ümmetinden bir gün dahi gönülden ‘Lâilâhe illallah’ deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!’ deyinceye kadar yerimden kalkmam.” (Ahmed bin Hanbel)
BU GÜN ONLARIN DOĞUM GÜNÜ.
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı: “Biraz bekleyeceksin ağabeyciğim. İki üç dakikaya kadar çıkarıyorum,” dedi. Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgâhına yaklaşarak: “Ekmeklerimi alayım! Benim ikizler acıkmıştır,” dedi. Fırıncı, adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgâhın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden 4-5 tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgâhın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu. Fırıncıya sordum: “Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak dedin ya! ”Bayat ekmekleri kendisi istiyor. Çok fakir bir adam. Ona bayat ekmekleri yarı fiyatına veriyorum.” “Kim bu adam?” “Kendisi Kore gazilerinden. Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşı var.” Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum. Fırıncıya yavaşça dedim ki: “Aradaki farkı ben vereyim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.” Fırıncı, teklifimi kabul etti. Biraz sonra da fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken, şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgâhın altına koyarken ihtiyara takıldı: “Bugün çok şanslısın amca. Çocuklar için sana pasta gibi ekmek vereceğim.” Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırarak kapıdan çıkarken bana döndü ve dedi ki: “Allah, senden razı olsun evladım. Bugün onların doğum günüydü…”