Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

KIRILAN TABAK
Peygamber Efendimiz eşleri arasında adaletli davranırdı. Hâlbuki Ahzâb süresinin 51. ayeti, sadece ona mahsus olmak üzere, eşlerinden dilediğinin yanında kalma serbestliği getirmişti. Fakat o böyle bir şey yapacağı zaman bile, yanında kalacağı eşinden izin isteyerek onun gönlünü alırdı. Zira eşlerinin mutlu olmalarına, kendisine gücenmemelerine pek önem verirdi.
Yine bir gece Kâinatın Efendisi Hz. Ayşe’nin odasında kalacaktı. Safiye validemiz Peygamber Efendimize bir kap yemek gönderdi.
Hz. Ayşe hizmetçinin elinde yemek tabağını görünce kıskançlık duygusunun tesiriyle birden öfkelendi. Hizmetçinin eline vurarak yemeği yere döktü. Tabak da tuzla buz oldu. O anda başını kaldırıp da Peygamber Efendinizin ay yüzüne bakınca, orada öfke bulutlarının kabarmakta olduğunu, kömür gözlerinde şimşeklerin yalabıdığını gördü. Yaptığına bin pişman oldu. Heyecandan titreyen bir sesle:
- Bugün bana fena bir söz söylemesinden Allah'ın Resul’üne sığınırım, dedi.
Kâinatın Efendisi hiçbir şey söylemeden yerinden kalktı. Tabağın kırıklarını ve yere dökülen yemekleri toplamaya başladı.
Hz. Ayşe tekrar boyun büktü. Yaptığı hatayı nasıl bağışlatabileceğini sordu. O zaman Peygamberler Sultanı, bir köşede heyecan ve üzüntüyle beklemekte olan hizmetçiye kırdığı tabağın aynını vererek göndermesini söyledi.
Efendimiz ‘in şu can sıkıcı olay karşısındaki zarif ve nazik tavrına bakınız. Eşine niçin böyle yaptığını bağıra çağıra sormuyor. Haksız yere tabak kıranın gönlünü kırmak caizdi, diye düşünmüyor. Bu kıskançlık gösterisini beğenmediğini yüz hatlarıyla ifade etmekle yetiniyor. Hatta kırılan tabak parçalarını toplamak suretiyle bu kıskanç davranışı sessizce protesto ediyor.
Ya Âişe annemiz? Bir an için hâkim olamadığı kıskançlık duygusu sebebiyle yaptığı hatayı sürdürmüyor. Bir köşeye çekilip somurtmuyor. Peygamberler Sultan’ının mübarek yüzünde dalgalanan öfke şimşekleri onu hemen kendine getiriyor. Allah'ın sevgilisini manasız bir duygu uğruna üzmenin ne büyük yanlış olduğunu anladığı için "Bugün bana fena bir söz söylemesinden Allah'ın Resul’üne sığınırım" diyerek pek zarif bir şekilde özür diliyor. Bununla da kalmıyor. Yaptığı haksızlığı bağışlatmanın yolunu sorup öğreniyor ve hemen gerekeni yapıyor.
Kur’an’ı Kerim'de buyurulduğu gibi, Allah'ın Resul’ünün davranışlarında bizim için bitip tükenmeyen örnekler vardır. Onun aile hayatını bilen, iyi geçim konusundaki hallerinden dersler ve ibretler alan kimseler, dünyada mutlu yaşadıkları gibi ahiret sadetlerini kolayca elde ederler.
KULLARIMIN HELÂKİ İÇİN BANA DUÂ ETME!
 Rivayet edildiğine göre: “Allahü Teâlâ, İbrahim -aleyhisselâm-’a yer ve gökleri gösterdiği vakit, İbrahim -aleyhisselâm-, Allah’a karşı isyan etmekte olan birini gördü. Ve Allah’a onu helâk etmesi için dua etti. Allahü Teâlâ, onu helâk etti. Başka bir asiyi gördü. Onun için de beddua etti. O da helâk oldu. Bir başka isyankârı daha gördü; onun da helâk olmasını diledi; o da helâk oldu. Böylece birkaç kişi helâk edildi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, İbrahim -aleyhisselâm-’a şöyle vahiy buyurdu:
“–Ey İbrahim! Muhakkak Sen duası kabul olunan bir kimsesin! Kullarımın helâki için Bana dua etme! Zira onların benim yanımda üç hususiyeti vardır:
1.Kul, yaptıklarına belki tövbe eder; Ben de tövbesini kabul ederim.
2.Veya onun zürriyetinden Beni zikredecek bir nesil çıkar.
3.Yahud da kıyamet günü istersem onu affederim, istersem cezalandırırım.”
Beyan edilir ki, Allah Teâlâ’nın İbrahim -aleyhisselâm-’a oğlunu kurban etmesini emir buyurmasının bir sebebi de, yukarıdaki hâdisede olduğu gibi Hazret-i İbrahim’in asi kullara karşı galiz olup, onlar hakkında az merhametli bulunmasıdır. Diğer bir rivayette şöyle zikrolunur: “Böylece Biz, İbrahim’e semâvât ve arzın hükümranlığını, acayip ve garaibini gösterdik.” (el-En’âm, 75) buyrulduğu veçhile İbrahim -aleyhisselâm-, her gece göğe çıkarılırdı. Yine bir gece semaya çıkarılmıştı. Kötü ameller işleyen bir günahkârı gördü ve şöyle dedi:
“–Ey Allah’ımız! Bu adam Sen’in rızkını yiyor, Sen’in arzın üzerinde yürüyor ve buna rağmen yine de emirlerini yapmıyor. Onu helâk et!” Allah Teâlâ da o kimseyi helâk etti. Başka bir günahkârı gördü, onun da helâkine dua edince kendisine şöyle nidâ olundu:
“–Ey İbrahim! Kullarımın helâki için beddua etmekten vazgeç! Onlara mühlet vererek yavaş yavaş davran! Çünkü Ben onların isyanlarını daima görüyorum da yine helâk etmiyorum!”
(Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Sİlsilesi 1, Erkam Yayınları)

Yazarın Diğer Yazıları