Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

Bir ayet daha nâzil oldu. Mesaj şuydu:
“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa,4/48)
İnen ayetlerle Yüce Allah Peygamberi aracılığı ile günahkâr-katil bir kuluyla, adeta konuşuyordu… Hz. Peygamber (as) gelen ayeti yazdırdı, Vahşi’ye gönderdi.
“Hayır!, olmadı!, kâfi değil!, bu da yetmez!, bundan başkası var mı!” diye haber gönderdi Vahşi yeniden…
Ve ayet indi üçüncü kez, Vahşi hakkında:
“De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)
Vahşi sevindi… Kendisini muhatap alan ayetler inmişti… “Tamam” diyordu Vahşi, “tamam şimdi oldu!”…
Daha sonra…
Vahşi, başı önde, yüzü örtülü vaziyette, Allah Resûlü’nün huzuruna geldi…Selâm verdi. Resûlüllah Efendimiz selâmı aldı. Vahşi dedi ki:
- “Ya Resûlallah! Bir kimse Allah’a ve Resûlüne düşmanlık yapsa, en çirkin, en kötü günahı işlese, sonra pişmanlık duyup samimi bir şekilde iman etse, Resûlüllah’ı canından çok seven birisi olarak onun huzuruna gelse, bunun cezası/karşılığı nedir?”
Resûlüllah Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki:
- “İman eden, hatalarından pişmanlık duyan affolunur, bizim kardeşimiz olur!”
- “Ya Resûlallah! Ben iman ettim. Günahlarıma pişman oldum. Allah Teâlâ’yı O’nun Resûlünü her şeyden çok seviyorum. Ben Vahşi’yim!”
Peygamber Efendimiz o an amcası Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâlini hatırladı ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Vahşi öldürüleceğini sanarak kapıya yöneldi. Ashab-ı Kiram kılıçlarına sarılmış işaret bekliyorlardı. Vahşi, “Herhalde son anlarımı yaşıyorum!” derken Cebrail Aleyhisselâm geldi ve Vahşi’nin Allah tarafından affedilmiş olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Resûlüllah Efendimiz ashabına; “Kardeşinizi buraya davet edin” dedi. Sahabe, saygıyla Vahşi’ye Allah Resûlü’nün davetini iletti… Vahşi rahatlamıştı… Ama ayak bağları tutmuyordu… Hayret, sevinç ve mutluluk içinde kelime-i şahadeti söyledi:
- “Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yok, Hz. Muhammed Allah’ın Resûlüdür!...”
Peygamber Efendimiz (as) Vahşi’ye, “affolunduğunu” müjdeledi ve ardından; “Fakat seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum” dedi.
Hz. Vahşi, Resûlüllah’ı üzmemek için bir daha onun yanına gelmedi. Süratle yanından çıktı. Derin bir nefes aldı…
Yeni bir hayat başlıyordu kendisi için…
Ama başı önde, mahcup yaşadı hep… Resûlüllah’ın sohbetlerine katılamadı, o kadar çok sevmesine ve istemesine rağmen… Allah da Resûlüllah da onu bağışlamıştı… Hakkında ayet nazil olmuştu… Bu da ona yeterdi…
Bazı sahabeler Efendimizin huzuruna geldi o günlerde… Duymuşlardı, inen ayetleri ve Vahşi’nin Müslüman oluşunu… Dediler ki: “Ya Rasûlallah! Bizler de Vahşi gibi pek çok günah işledik! Ayetlerdeki müjdeler bizleri de içine alıyor mu?”
Allah Resûlü’nün hepimizi sevindirecek ve ümitlendirecek cevabı şöyleydi:
-“Bu şartlar ve vaatler bütün Müslümanlar için geçerlidir!”
Peygamber Efendimiz (a.s) bu ayetin ortaya koyduğu müjdenin büyüklüğüne dikkat
çekmek için şöyle buyurmuşlardır:
- “Bu ayeti dünyaya ve dünyada bulunan hiçbir şeye değişmem!”
Vahşi’nin hidayetinden kısa bir süre sonra Resûlüllah (s.a.v) ahrete göç eyledi…
Vahşi’nin büyük günahı bağışlanmıştı ama o şimdi, büyük bir şeyler yapmak istiyordu günahlarının kefareti için… İşte o zaman belki bir nebze olsun rahatlayabilirdi… İç dünyasında fırtınalar koparken “Cihat!” aklına geldi… Cihat ederek ve büyük yararlılıklar göstererek, belki diye düşündü…
Resûlüllah’ın vefatlarından kısa süre sonra İslâm dünyasında meydana gelen bazı irtidat hadiseleri ve sahte peygamberlerin zuhuru, bu fırsatı ona sağlayacaktı…
Hicretin 11. yılında Hz. Ebu Bekir döneminde İslâm ordusu, yalancı peygamber Meseylemetül Kezzâb ve onun takipçilerine yönelik bir sefer için yola çıktı. Bu ordunun başkomutanı, İslâm tarihinin en yetenekli kumandanlarından Halid Bin Velid (592-642) idi. Hz. Vahşi, sessiz sedasız, kimselere görünmeden bu orduya bir nefer olarak katıldı. Ortalıkta büyük bir fitne vardı… İslâm ordusu, Hanife oğullarının desteklediği ve asıl adı Mesleme bin Habil olan bu sahte peygamberin taraftarlarıyla Yemâme savaşında karşı karşıya geldi. 633 yılında gerçekleşen bu harpte Hz. Vahşi, yalancı peygamber Müseylemetül Kezzabı, Hz. Hamza’yı şehit ettiği mızrakla öldürmeyi başardı. Bir nebze olsun yüreğine su serpilmişti… İslâm için büyük bir iş yapmıştı… Rahatlamıştı… O tarihten sonra şöyle denilmiştir:
-“Vahşi, Allah Resûlünden sonra, yeryüzü halkının en hayırlısını ve yeryüzü halkının en şerlisini öldürmüştür!...”
Uhud Savaşında Peygamber (a.s) birkaç kâfire beddua etmişti… Vahşi’ye niçin lanet etmiyorsun dediklerinde, buyurdu ki:
“Miraçta Hamza ile Vahşi’yi birlikte kol kola Cennete girerken görmüştüm!”

Yazarın Diğer Yazıları