Mehmet Bina

ZERRELERİN BÜYÜK HESABI.

Mehmet Bina

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.” (Zilzâl, 7-8)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Gerçek şudur ki kâfir bir iyilik yaptığı zaman, onun karşılığında kendisine dünyalık bir nimet verilir. Mü’mine gelince, Allah onun iyiliklerini ahirete saklar, dünyada da yaptığı kulluğa göre ona rızık verir.” (Müslim, Münâfıkîn, 57, 56)

Bir şahıs, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelmiş ve:

“–Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” demişti. Rasûlullah (sav) onu, kendisine Kur’an öğretmesi için ashâbından birine gönderdi. Sahâbî ona Zilzâl sûresini sonuna kadar öğretti. “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür” âyetlerine gelince, bu ifadelerden son derece müteessir olan şahıs, derin düşüncelere daldı ve:

“–Bu bana yeter” dedi. Bu durum Hz. Peygamber (sav)’e haber verilince:

“–Onu bırakın! Zira o hakikati idrak etti, anlayış sahibi oldu” buyurdu. (Suyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VIII, 597)

Yine, bir bedevi Allah Rasûlü’nün bu ayetleri okuduğunu dinleyince:

“–Ey Allah’ın Rasûlü, zerre ağır¬lığı kadar mı?” diye sordu. Rasûlullah (sav):

“–Evet” buyurdu. Bir anda hâli değişiveren bedevî:

“–Vay benim kusurlarım!” dedi ve bu sözlerini defalarca tekrarlayıp durdu. Sonra da işittiği âyetleri tekrar ederek kalkıp gitti. Rasûlullah (sav) onun ardından:

“–İman bu bedevînin kalbine girdi” buyurdu. (Suyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VIII, 595)

NE İDİK NE OLDUK?

• Evden ayrılırken geride kalanlara “Allaha ısmarladık”, “Allah'a emanet olun” derdik, şimdi “haydi ben kaçtım”, “bay bay”, “hadi öptüm!” der olduk…

• İşe gidenlere “Allah işini rast getirsin”, derdik, şimdi “bol kazançlar!” der olduk

• Şaşırdığımızda “sübhânallah” derdik şimdi “vaaavvv” der olduk.

• Sevindiğimizde “elhamdülillah” derdik şimdi “olleeeyyy” der olduk.

• Başımıza bir musibet geldiğinde “Allah'ın dediği olur!”, “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn [biz Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz] derdik şimdi "hay aksi!, "bu da nereden çıktı!”, “bittim!”, “mahvoldum!” der olduk.

• Bize iyilik yapana “Allah razı olsun”, “Allah ne muradın varsa versin!” diye dua ederdik, şimdi “sağol!” diyoruz.

• Bir işle uğraşanlara “Allah kolaylık versin!” derdik, şimdi “kolay gelsin!” der olduk.

• Yeni evlenenlere “Allah bir yastıkta kocatsın!” derdik, şimdi “mutluluklar!” der olduk.

• Sınava girecek olanlara “Allah zihin açıklığı versin!” diye dua edilirdi, şimdilerde “başarılar!” deniliyor.

• Geleceğe dair planlar yapılırken “inşallah”, “Allah izin verirse”, “Allah kısmet ederse” derdik, şimdilerde sanki gelecek bizim elimizdeymiş gibi fütursuzca konuşur olduk veya “umarım”, “tahminim o ki” gibi ne idüğü belirsiz ifadeler kullanır olduk.

• Günah işlediğini gördüğümüz kimselere “Allah ıslah etsin”, “Allah affetsin”, “Allah hidayet etsin” derdik şimdi lanet okur olduk.

• Kötü bir şeyden bahsederken “Allah korusun”, “Allah esirgesin” derdik şimdilerde “kapa şu şom ağzını!” der olduk.

Bu  listeyi uzatmak mümkün. Sözlerimizden “Allah” sözcüğünün çekilmesi, artık mümince düşünmediğimizi, hayata Müslümanca değil seküler bir mantıkla baktığımızı ele veriyor.

Sözlerimizden “Allah” kelimesinin çekilmesi, bir zaman sonra hayatımızdan da bereketin kaybolmasına yol açtı.

Şimdilerde mutluluğu “Allah’tan başka şeylerde” arar olduk, ama beyhude!

Ne diyelim?

“Allah sonumuzu hayretsin!”

Yazarın Diğer Yazıları