Mehmet Kaçar

AKIL-VAHİY İLİŞKİSİ(KISAS YETERLİ OLUR MU?'

Mehmet Kaçar

Akıl, bedenimizi, kullanacağımız eşyalarımızı kullanabilme yeteneği ve hayır/birr’i(iyilik) ve şerri (kötülüğü) ayırabilme yeteneğindeki insana akıllı insan denir.
Vahiy’de, bu yetenekteki insanın dünya hayatında saadetini sağlayan ve ahirette de bunun karşılığı olarak “ahiret mutluluğu” veren ilahi kanunların tümüdür.
Bu iki tanıma baktığımız zaman akıl ve vahyin her ikisinin de birbirinden ayrılamaz bir bütünü oluşturduğunu görmekteyiz. Yani akıl yoksa vahiyde hüküm olarak eksik veya hükümsüzdür, hatta vahyin hükmünü icra edebileceği bir insan yok demektir. Mesele akıl noksanı yani deli denilen insan mükellef değildir. Vahiy bunun için bir anlam ifade etmez. Vahiy alakasından kopmuş bir yaratık durumuna düşmüştür. Bedenin, iç organları ile deri ilişkisini düşünürsek akıl vahiy ilişkisinin de aynı olduğunu görürüz. Beden deri ile iç organları korur, iç organlarda deriyi canlı tutar.
Vahiy omadan, kendisi akıllı yaratılmış olan bir insanda kendisini İblis’in ellerine teslim etmiş ve yine kendisini İblis’in yeryüzü krallığının bir halifesi olarak ilan edip, yeryüzünde zalimliğini icar eder duruma gelmiştir. Tarih sayfaları buna benzer tağut ve ilahların hikayeleri ile doludur. Vahiyden kopmuş olan insan kan emen, mazlumları köleleştiren, diğer canlılara hayat hakkı tanımayan insandır.
Bugün sapık dediğimiz ve Allah’ın yeryüzünde halife adayı olarak yarattığı çocuklarımızı katledenler, vahiyden uzak ve İblis’e telim ettikleri şeytani akıllarına tabi olan insanlardır. Bu şekilde vahiyden uzak bir akılla bu tür şeni işleri işlemektedirler. Ona göre vahiye dayalı olmayan aklı haklıdır. Çünkü vahiysiz bir akıl, iç organları olmayan bir bedenin derisi nispetindedir.Oysa şu iyi bilinmelidir ki eğer bir insanda akıl yoksa vahyin hükmünü icra edecek bir beden yoktur. Akıl ve vahiy, mektup ve zarf ilişkisi kadar birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Vahiysiz bir beden akılsız bir ceset konumundadır. Vahiy olmayan, maneviyat olmayan yada vahyi aklıyla kullanamayan insanda ya zahiri yahutta batini hükümlerle yine sapkınlığa düşerek sümme haşa kendisi hüküm verir hale gelip ilahlaşmaktadır. Vahiy yoksa akıl sapkınlıktır. Akıl yoksa vahyin hükmü yerine gelmemektedir.
Eğer vahye dayalı bir insan yetiştirememişsek neticesi şu şekilde tezahür etmektedir: “Ahlaksız, maneviyatsız, İblis’in yeryüzü ilahlığının bir askeri olmuştur. Bu tür insanların sadece bir kısas hükmü ile tamir edilemeyeceğini de iyi bilmeliyiz ve onun acil vahiy kaynağının berrak suyundan içmesi lazım geldiğini bilmeliyiz, aksi taktir de; sapkınlığın (vahiysiz bir sistemin) yıllardır her türlü harcını ürettik geldik. Bugüne geldiğimiz de de “sapıklara ölüm” diyoruz öyle mi? Sahi bizler sanatsal alanda ürettiğimiz “diva” mıza bir bakalım kim di bu? Veya “gençliğimizin pop ilahı dediğimiz(!)” hadise bu değilmidir? Yıllardır bizim için klavuzlar, kargalar olmadı mı? O zaman bilgelik yapmakta kargaların işi olmuş olmaktadır.
Eğer aklı, vahiyle beslemez isek, akıl canileşir, vahyi de akıllı insanlarca zikredip, anlatamazsak o zaman da geçmiş din sahipleri gibi sapkınlıklar türetiriz. 
ez Cümle; Akıl, vahiy ilişkisini kavrayamayıp, mektup zarf ilişkisini ikisi arasında kuramazsak, sapıkta yetiştiririz, kardeşimizi de öldürürüz, miras için dedemizi babamızı katlederiz.Bu hastalığı da bir kısasla hal yoluna koyamayız. Sadece bir idamla hastalığın kökünü kazıyamayız. Belki geçici bir korku salabiliriz. Ama İblis zaten korkmaz ki. Belki kısa süreliğine caydırıcı olabiliriz amma yetiştireceğimiz her insana aklını kullanmayı ve bu aklında vahiy yolu ile insanı kamil veya eşref yaptığını öğretebiliriz. İşte Ayetullah ve Sünnetullah’ın öğretisi budur vesselam.
Fi Emanillah!...

Yazarın Diğer Yazıları