AVRUPA MODASINI YENİ ÇILGINLIĞI
Mehmet Kaçar
Avrupa, özellikle de Fransa da moda deyince, Paris şehri modanın başkenti kabul edilir. Avrupa moda konusunda her geçen gün yeni yeni çılgınlıklar eklemeye devam ediyorlar. Avrupa’nın bu defa ki çılgınlık odağında ise kadın giyim sektörü baş aktör durumunda. Moda severler her yeni akımda olduğu gibi ve her yeni dalgada da kendilerini bu akıntıya büyük bir coşku ile kaptırma eğilimi gösterseler de moda karşıtları ise bu çılgınlıklar karşısında endişeli davranıyorlar. Moda karşıtlarını endişelere sevk eden her çılgınlık, özellikle kadınlar arsında daha hızlı yayılırken erkekleri de kapsam alanına almıştır. Söz konusu giyim formunun zaman içerisinde erkeklere sirayet etmesi ve toplumun bunu kanıksaması bazı kesimleri oldukça rahatsız etmeye devam etmektedir. Erkeklerinde kadınlar gibi giyinmeye başlama ihtimalleri hızla taraftar bulmaya da devam ediyor.
Avrupa moda dünyasının kadın giyiminde ki yeni çılgınlığının adı pantolon! Avrupa’da, dördüncü yüzyıldan itibaren kadınlar tarafından yaygın bir şekilde kullanılmaya başlayan bir giysi modelidir. Erkekler ve o günkü toplumun elit kesimi ise kesinlikle kabul görmeyen bir moda idi. Aslında Avrupa’dan çok daha önceki zamanlarda başka başka medeniyetler tarafından kullanılmaya başlanılan bu ilginç giysi, tarihi kayıtlara bakılacak olursa MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Avrasyalı at binicileri tarafından (yani muhtemelen bunlar Türkler olmakta) da kullanılıyormuş.
Antik Yunan’da ve Roma’da ise pantolon giymenin saçma ve medeni olmayanlara hatta barbarlara özgü bir davranış olduğu düşünülüyormuş. Antik Yunan kültüründe kölelerin dar pantolon giydikleri kayıtlarda yer almıştır.
Avrupa’da ise ilk olarak, 4. yüzyılda kadınlar tarafından pantolon giyilmeye başlandığı kayıt edilmiştir. O günlerde, pantolon erkek giysisi olarak görülmüyormuş. Daha sonra Roma İmparatorluğu Akdeniz Havzasının ötesine geçince, pantolonun sağladığı sıcaklık ve rahatlık keşfedilmiş oldu.
İlk önceleri askeri kıyafetlerde, sonra da sivil halkın kıyafetlerinde görülmeye başlanmıştır. Deri, yün, pamuk ve ipek gibi malzemelerden üretiliyormuş.
Avrupa’da ise Orta Çağ’a gelindiğinde, kadınlar elbiseye yönelirken, zengin erkekler ise belden dizlere kadar inen dar külotlar giymeye başlamışlar. Hatta çekiciliklerini artırmak isteyenlerin, baldırlarını kapatan ve jartiyerle tutturulmuş çorapların içini kumaş paçaları ya da yalancı baldırlarla doldurur hale gelmişlerdir.
‘Pantolon’ kelimesinin kökeni ise yine 4. yüzyıla, İtalya’ya dayandırılıyor. Bu kelime, Venediklilerin 4. yüzyılda Roma’da öldürülen, Hristiyan hekim Aziz Pantaleone’yi anmak için onun giydiği dar ve uzun külotlara ‘pantaloni’ adını vermesi ile ilk kez kutlanmaya başlanmıştır. Hatta 16. yüzyılda İngiltere ve Fransa’yı dolaşan meşhur tiyatro topluluklarından biri olan Commedia Dell’Arte’nin tiplemelerinden biri, uzun don giyen zengin ve cimri ihtiyar Pantalone imiş. Kurnazlığı ile güldüren bu tiplemenin özel giysisini 17. yüzyılda ilk önce denizciler ve sonra da çocuklar benimsemiş ve giymişlerdir.
Dolayısı ile üniformanın ortaya çıktığı 17. yüzyılın sonlarına kadar pantolon, yoksulun, kölenin, köylünün, soytarının, denizcinin, barbarın ve çocuğun giysisi olarak görülmüştür. Fransız Sanayi Devriminde, soylulara ve burjuvalara karşı ayaklanan işçi ve köylüler, uzun ve bol kesimli pantolonlar giyerek, kendilerini zengin kesimden ayırmaya çalışmışlardır.
İlginç bir şekilde Pantolon, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında da benzer bir sosyal anlam taşıyordu. Osmanlı hakimiyetindeki topraklarda da sadece denizciler, işçiler, efeler ve yeniçeriler pantolon giyiyorlarmış. Yeniçerilerin dizinden aşağısını çıplak bırakan pantolonları vardı. Tarihi kayıtlarda rahatlıkla görülebilir. Hatta Yeniçeri Ocağı(Tarihimize Vaka-i Hayriye- 1816- adı ile geçmiş olan) kanlı bir darbe ile ortadan kaldırıldığında, canını kurtarmak için kılık değiştirerek kaçan yeniçeriler, baldırlarının güneş yanığı olması ile ayırt edilip öldürülmüşlerdir. Hatta bazı talihsiz köylülerin, harman yaparken güneş altında benzer yanıklara sahip olmaları nedeniyle yeniçeri sanılarak yeniçerilerin kaderine ortak oldukları da iddia edilmiştir.
Sherlock Homes’un Türkçe ilk çevirilerini Sultan II. Abdülhamit Han yaptırmıştır. Yazarı Sir Arthur Conan Doyle’u İstanbul’a davet ederek Mecidiye Nişanı vermiştir.
17. ve 18. yüzyıllarda İstanbul’da kefilsiz oturmak yasakmış. Ancak “İstanbul’a, Rumeli’den ve Anadolu’dan gelen bekâr erkeklerin, kaldıkları han ve odalarda fuhuş yaptıkları, şehirde kan döküp kavga ettikleri, askeri darbelerde silaha sarılıp çeşitli ayaklanmalara katıldıkları, kargaşa sırasında çarşı ve pazarları yağmaladıkları” yönündeki yaygın kanaat nedeniyle 1826 tarihinde çıkan ferman ile bekâr erkeklerin şehre girmesi yasaklanmıştır.
Selametle!