'BAHARIN KENDİSİ GELİYOR'
Mehmet Kaçar
Peygamber Efendimiz(s.a.v) bizzat bahar mevsiminde dünyaya gelmiştir. Çünkü bahar mevsimi, kışın kasvetli ve soğuk havasını dağıtarak, yeniden dirilişi müjdeler. Efendimiz de işte bunun için bahar mevsiminde doğmuş ve geçmişin köhnemiş fikirlerini silip yeni bir dünya düzeni kurmuştur. Bundan 1500 yıl öncesiydi ve mevsimlerden de bahardı. Medine yine yağmura muhtaç, sıcak bir mevsim geçiriyordu. Ümmet susuzluktan kıvranmakta idi.O bahar mevsiminde uzun günlerden ve sıcak geçen bir günü yaşıyorlardı. Suya çok ama çok ciddi şekilde ihtiyaç hasıl olmuştu. Durumu gören ve üzülen Efendimiz’in yağmur ve su için semaya el açıp durmadan niyazda bulunduğu ve yaratıcısından yağmur istediği bir gündü. Münevverliler şehri ıssız, sakin ve susuzluktan sesi soluğu kesilmiş, yürekleri karamsar olmuş, dünya gözleri ile semada bir bulut aramaktaydılar. Derken umutlu bekleyişlerin umut belirtileri semada beliriverdi ve pıt pıt pıt... Yer yüzü sevinç seslerini vermeye başlıyor. Yağmurun çilentileri yere düşmeye başlar. Bu gelen bir ebru inayettir. Bir peygamber bereketidir.
Ardından da Erdemliler şehrinde hengameli gürültüler ve suya hasret düşmüş mecnunu arayan çölde, kanarcasına su içen çölün medeniyetli şehri Medine. Rahmet ve bereketin elbisesini dikecek olan iplikler sicim olmuş Medine şehrinin üzerine inmeye başlıyor ve o masmavi renklerin bereketiyle. Çocuklar sevinç naraları atarak fırlıyor evlerinden dışarı. Medine’nin caddelerine, “Arabada çamur, teknede hamur ver Allah’ım ver sicim gibi bir yağmur” nidaları sokaklarda yerine alıp yankılanırken, sırılsıklam ıslanmış çocuklarda bir bayram edası, havası ve çığlıkları... E ne de olsa Medine’nin Efendisinin bereketidir üzerlerine mavi göklerden inen. Aralarında “Cennetin küpeleri” Hasan ve Hüseyin(r.anhüm) efendilerimiz var. Can feda Fatümetüzzehra anamızın yüzünde kırmızı güller güneşin sıcaklığında açıveriyor.Perdelerini aralayan ve arasından baharın müjdecisi ile cennetin küpelerini kontrol eden cennetin anası Fatümetüzzehra anamız. Medine’nin anneleri perde arkasından camlarda gözleri baharlarda. baharın bizzat kendisinde. Baharın müjdecisin de ve cennetin küpelerinde. Nineler kapılarını açıp, şükür duasına açılan, o öpülesi ellerini yıkıyorlar. Medinenin Efendisinin bahşettiği rahmetle. Babalar, salavatlar, tekbirler, tehliller getirerek katılıyorlar o yağmurun bereketine.
Sonunda bir teşekkür “Hamdolsun! O yağmur bereketine ve Yağmurun Efendisine! Sonunda bir teşekkür O yağmurun Efendisinin yüzü suyu hürmetine, o bereketi bize gönderen Rezzak-ı Âlem olana. Errahman olana. Yâ Zül Celâl vel İkram olana. Fatümetüzzehra; Cennetin Küpelerinin annesi, perdesini araladığı penceresinden onları mütebessim bir çehre ile izliyor, salavatlar arasında gülümseyerek.. Bir yanda iki gözünün nuru olan oğulları, diğer yanda da iki cihan serveri olan biricik babası olan Muhammed(a.s). Sakavatlar Tekbirlere, Tekbirler Hamdlere karışıyor. Biricik kızı Fatımasını mütebessim bir çehre içerisinde, onları seyrettiğini göründe; “ne yapayım dercesine iki elini iki yana açıyor, Fahri kainat Efendimiz(s.a.v). “Az önce meydana geldi” diyor ciğerparesi Fatımasına.
Gök yüzünden yeryüzüne görevlileri ile inen damlaları işaret ederek. Masumiyeti tarif ediyor yağmur damlasının o şeffaf halinde. Dokunulmamışlığı, temizliği, kirlenmemişliği, bakirliği, bereketi, sevgiyi işaret ediyor yağmur damlasının aralığında. Bakir, saf ve temiz olanı selamlıyor yağmur damlasının duruluğunda. Kirlenmemişliği, şirke bulaşmamışlığı tarif ediyor o bakirliğin kendisinde. Cevherden kopan cevheri nimettir, azizdir diyerek, başına taç ediyor. Yep yeniliklerle dolu, taptaze rahmet taneleri, sanki tek tek selamlıyor, tek tek başlarını okşuyor yağmur tanelerinin. Az önce Rablerinin izniyle, yine Rablerinin katından yere inmiş yağmur tanelerine birer birer hoş geldin, yine Rablerinin katından yere inzal olmuş yağmur tanelerine birer birer hoş geldin diyor. Ve onları avuçlarında yeryüzüne taşıyan melekleri selamlıyor, en başta Mikail’i(a.s).. Her bir yağmur tanesini tek tek yeryüzüne indirmekle görevli melekleri, onları yere indirenleri ve ardından da görevlerini tamamladıktan sonra secdeye kapanıp, şükredenleri. Kainatın en görkemli şiirini okuyor her bir damlasında gökyüzü, her bir damla ilahi Rahmetten bir mektupmuşcasına. Hoş geldin baharla gelen, hoş geldin kalplerin ilk baharı, Hoş geldin Yâ Rasulüllah(s.a.v) .