ÇOCUK VE ŞEHİR
Mehmet Kaçar
Çocuk ve şehir deyince, bir değil bin kere düşünmemiz lazım diye düşünenlerdenim. Çocuklar açısından, kültür yönünden, eğitim yönünden, sosyal düzen yönünden, refah yönünden şehir yaşamı ne kadar kolay ise bir o kadar da çocuklar açısından hem tehlikeli hemde bubi tuzağı gibi tuzaklarla dolu bir yaşam mekanıdır. Her taraf tuzaklarla ve tehlikelerle doludur. Bu durum da ebeveynler açısından hem çok can sıkıcı hem de çocuklarının üzerine çok düşmek zorunda kalmalarına neden olmaktadır. Bu durum çocuğun ileri ki yaşlarda öz güven sorunları ile karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır.
Normalinde zaten çocuk büyütmek ebeveynler açısından çok zorlu olan bir yolun adıdır. Exstra maharet ve üst düzey bir eğitim ister. Özel yeteneklerin keşfini de gerektirir. Gözlen ve tecrübe ister. Büyük şehirlerde yaşam ve ayakta kalabilmek ayrıca bir hayli zordur. Cesur bir şekilde hayatla mücadele edilmesini gerektirir.
Şehir hayatında yetişmeye çalışan bir çocuk, bahçesiz evlerde ve çok katlı binalarda yaşamak zorunda kalır. Bu zorunluluk da çocuklar açısından kat be kat zorlukların oluşması demektir.
Bilinçli ve bu işte uzmanlaşmış ebeveynler olarak çocukların, ne yeyip ne içtiklerinden, soğuk havadan, sıcak havadan, çocuğun terleyip terlemediğinden, hangi okula gitmesi gerektiğinden, hangi çocuk parkında oynamasından ve hangi çocuk parkının çocuklar için tehlike arz etmediğinden, parktaki oyun aletlerinin sağlamlığından, hatta katlara çıkaran asansörlerin çalışıp çalışmadığından, çocuğun orada kalıp kalmayacağına, hangi eğitim sistemin de okuyup, hangisini alması gerektiğine kadar ve daha nicelerinden sorumludur ebeveyn.
Büyük şehirlerde doğan çocukların yaşayacağı, büyüyeceği, olgunlaşacağı, öz güvenini kazanacağı ev?
Doğru bir yaşam alanını da seçmenin çocuğun gelişiminde ki etkileri üzerinde gerçekten etkilerinin olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Ebeveynlerin olumsuz davranışlarının, çocuğu tesir altında bıraktığını ve ebeveyni aynen taklit ettiğini gözlemlediniz mi hiç?
Yolda kaybedeceğimiz boş vakitler yahut geçireceğimiz zamanlara göre, saatlere göre hayatımızı tasarlıyoruz.
Büyük şehirlerde yaşamanın hiç kuşkusuz bize verdiği kadar da belki de daha fazlasını bizden aldığını, en büyük bedellerden biri de belki de bu yani zamanımızı çalmasıdır. Bu zaman hırsızlığının çocuklarımız içinde geçerli olduğunu aklımızın bir kenarına yazdık mı?
Bir çocuk düşünün, yaşı 5 ila 10 arasında ve haftada bir kaç gün büyük şehir trafiğinde, sıkışan otomobilin içinde bir kaç saat zamanı çalınmış, can sıkıntısından uykuya dalmış, gürültü kirliliği ve egzoz gazlarının kirlettiği havayı solurken ne kadar mutlu olabilir sizce?
Bu çocuğun o andaki yüz ifadesine hiç baktınız mı? Canının sıkkınlığı yüzüne yansımış, abuk bir suratla sağa sola bakarken ki çaresizliğini ve o anki durumuna isyanını gördünüz mü?
Bu çocuğun gelişimini tabi ki olumsuz yönde büyük ölçüde etki altına alacaktır. Onun hayatından trafiğin çaldığı bir kaç saat dilimi çok önemli izlere gebedir. Mahkum bir şekilde heba olmuş gitmiştir.
Gününün belki de en verimli geçmesi gereken saatleri trafikte, bir otomobil içerisinde mahkum olarak geçtiğini, zamanının bir hiç uğruna heba olup gittiğini bir düşünün ve bu zamanın çocuk için kıymetinin ne kadar önemli olduğunu bir kez düşünün.
Ailesi ile, arkadaşları ile, okulu ile geçirebileceği, belki de çocuk açısından en verimli saatleri elinden alınmış durumdadır.
Ödevlerini yapabileceği veya zamanının tadını özgürce alabileceği saatlerdir bunlar..
İşte bu nedenlerdendir ki ebeveynler, ev seçiminde, çocuklarının zamanlarını heba edecek ortamlardan uzak mekanlarda ev seçmelidirler. Böyle mekanları bulmalıdırlar.
Bir çocuk için en doğru oyun alanı tableti veya televizyon programları değildir; en doğru oyun alanları doğadır, tabiattır.
Doğayla iç içe büyüyen, yeşilin tadını çıkarabilen, doğada ki diğer canlılarla beraber yaşamayı öğrenip onlardan korkmamayı öğrenen çocuk, hem aklını kullanabilir, hem cesaretini kullanabilir, hem de korkusunu yendiği için cesur olur. Hem de karşısında ki tüm canlı ve cansız varlıklara karşı duyarlı, şefkatli ve merhametli olmayı öğrenir ve öyle davranır.
Hem de gerçek anlamda da, sun’i olmayan tabi olan çocukluğunun tadına varır. Bir çocuğa en gerçek ve saf halini tattırmak için onu mutlaka doğada, yeşil içerisinde ve doğadaki canlılar ile birlikte tutmak gerekir.
Çocukların büyüyeceği evlerimizi seçerken evin etrafında ki yeşil alan oranı işte bu sebeplerden dolayı çocuğun gelişmesini doğrudan doğruya etkileyecektir. Beton yığınlarından ve beton grisinden kurtulacak olan çocuk yeşil içerisinde hayatın tadını çıkararak, çimin kokusunu alarak, çiçeğin rengini görerek yaşamaya devam edecektir.
Bizler çocukken sokaklarda oynamanın tadını çıkardır. Oyunlarımızın çoğunu kendi aklımız ve çocuk aklımızla bulduğumuz oyunlar oluşturdu. Eski zamanlar, eski mahalleler ve eski oyunlar bizlere daha güven vermekteydi ve biz bugünkü güvensizliği o kadar da iyi bilmiyorduk, böyle bir derdimiz de yoktu.
Öyle yada böyle; sokakta annemiz, babamız yokken, onlar tarlada, kırda bayırda işleri ve güçleri ile uğraşırlarken, arkadaşlarımızla eğlendiğimiz, oynadığımız günler, öz güvenimize exstra öz güven katmıştır emin olun.
Oynadığımız o oyunların ve paylaştığımız şeylerin bugünkü yetişkin halimde ki payı pek büyüktür.
Bugünün çocukları işte bu ortamlardan ve kardeşlikten tamamen mahrum yetişiyorlar. Oysa bir çocuğun en büyük ihtiyaçlarından biri de, evinin hemen dışındayken, ailesi balkondan onu izlememeli veya izlerken arkadaşlarıyla koşup oynayabilme özgürlüğünü sağlayabilecek kadar güvende hissetmelidir.
Büyük şehirler, çocuklar için çok zor yaşadıkları, yetiştikleri bir ortam. Dolayısı ile çocuklu yaşam içinde...
Seçeceğimiz ev, öyle bir konumda; o projenin imkanları öyle geniş imkanlara sahip olmalı ki; çocuğumuz yorulmadan ve güvenli ortamının içinde istediği her şeye ulaşabilmeli..
Sosyal aktivitelere, alış veriş merkezlerine ve onun hayatını kolaylaştıracak ve renklendirecek bütün imkanları bulabilmelidir.
Okul bahçeleri ve oyun alanları, tabiat alanları yeşil kuşakla donatılmalı ve okula gidiş gelişte trafik akışı sağlanmalıdır.
Selametle!...