HAKİKAT DAVETÇİLERİ SUSTUKÇA!..
Mehmet Kaçar
“İslam akaidine aleni bir şekilde aykırı fikirler üreten ve bu ürettiklerini de hakikat diye pazarlayan, kendi sapkın fikirleri doğrultusunda çığırtkanlık yapan, hakkın ve gerçeğin davetçisiymiş gibi ortaya çıkarak fitne ve fesat saçmaktan başka bir işe yaramayan, insanları etiketleyerek ayrışmayı ve kamplaşmayı körükleyen birçok din istismarcılarına karşı, İHL’ler ve İlahiyatçılar yüksek sesle dur diyemiyorlar.
Fitneyi büyütmeyelim, karğaşa olmasın, kardeşliğimizi bozmayalım diyerek hep susmayı tercih ediyorlar. Türkiye’de İslam dinini koruyan en yüksek merci olan diyanette onlara değer vermiş olmamak için genelde cevap vermiş olmamak için susuyor. Ne yazık ki yerel televizyonlarda her köşe başında bir din tüccarı ortaya çıkmış durumda. Her biri de adeta Allah adına konuşmaya başlamış durumdalar ve kutsal otorite imajı çizerek müşteri toplama peşindeler.
Bu gidişat ümmet adına iyi bir yol değil. Böyle devam ederse Türkiye’nin geleceğinin ne olacağını, 20 yıl sonrasında ki halinin nasıl olcağını merak edenlere tahminlerimize şöyle aktarabiliriz. Bugünkü Yemen’e, Pakistan’a, Banladeş’e, Mısır’a Irak’a, Suriye’ye ve Afganistan’a bir göz atsınlar. O halde İslam Akaidini bilenler artık mahalle baskısına boyun eğmeyip, seslerini yükseltmeliler ve ehli sünnet akaidini her yer ve zeminde anlatmaya başlamalılar. Bizim dinimiz asla ayrışmanın ve kavganın malzemesi değildir ve buna zemin hazırlayanlara dini üslupta cevaplar verilmelidir.
Bugün mahalli din bezirganlarına karşı yetişmiş İslam alimleri Türkiye Diyanet’inin etrafında yeniden bir çelik gibi kenetlenmeli. Diyanetin birleştirici, bütünleştirici şemsiyesi altında tesis edilecek bir istikrar çizgisi yakalanıp o çizgide yürünmelidir. Her ne kadar kendilerinden çok şey beklediğimiz için eleştirsek de İHL ve İlahiyat Fakültelerine ihtiyaç daha elzem hale gelmiş durumda. İlahiyat hocaları ve öğrencileri mahalli baskılara boyun eğmeden ehli sünneti her alanda savunmaya devam etmeliler. Böyle giderse din elimizde bir kartopu gibi yavaş yavaş eriyip gidecek. BU duruma rıza gösteriyorsak susmaya devam edleim ve bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyelim. Ama 20-30 yıl sonrasında birçok şeyin elimizde eridiğini ve çocuklarımızın böyle bir Müslümanlıkla çok ciddi problemler yaşayacağını artık idrak etsinler.
Bugün gençlerimize baktığımız zaman çok ciddi tereddütler yaşamaya başladılar. ‘Bunlar sahte, sen yanlışları görme, doğrusunu bul ve gör’ diyoruz ama onlara gösterebileceğimiz çok fazla rol model de bugün sunamıyoruz. Bu açıdan baktığımızda politikacılarımızın, İlahiyat hocalarımızın, İHL Meslek dersleri Öğretmenlerimizin, Diyanet Camiamızın gelecek nesillerimizin vebalini iç dünyalarında hissetmeleri ve bu hislerin vereceği acıyı duymaları gerekmektedir.
“Herkes kendi hesabını vereceği merci olarak o bu değil de sadece Allah’a verebileceğini çok iyi bilmeli ve hayatını bu vereceği hesaba göre düzenlemeli. Onu bunu memnun etmek için hayatımızı düzenlemeye kalkarsak, sürekli din yolunda patinaj yapmaya başlamış oluruz. O halde herkes çok iyi ve doğru olarak bildiği işleri yapacak, hesabını verebileceği işleri yapacak ve hak ve hakikati durmadan her zeminde söyleyecek. Yanlış yapmayacak ve yaptığı anda da hatasını bilip derhal onu terk edecek. Kul hakkı yemeyecek, insanların hakkını ve hukukunu koruyacak, dini sadece ibadet dini olarak görmeyecek.
Din genel bir rahmet ve berekettir. Çalışmaktır, dürüstlüktür, temizliktir, üretmektir, insanlara faydalı olmaktır, doğru sözlülüktür, güzel ahlakın ta kendisidir. Dine bakış açımızı ve dini yaşantımızı parçalı değilde bir bütüncül hale getirmeliyiz. Sadece göz yaşı dökerek namaz kılıp, ‘Ya Rabbi! tamam artık ben görevimi yaptım, bana müsade. Ben biraz da bazı kötülükler yapayım’ gibi bir Müslümanlık olmaz. Müslümanlar giderek dünyevileşiyor. Dini inanç ve yaşantılarını f-dar bir kalıba hapis ediyorlar. Dindarlıklarını dar bir alanda derinlemesine yaşamaya çalışıyorlar. Diğer alanlarda ise dindarlığın acısını çıkarırcasına, olabildiğince dünyevi ve çıkar sahibi olabiliyorlar. Bir zihinde nasıl bu kadar iki ayrı yaşam tarzı yaşatılabilir? Namaz kılarken göz yaşı döken bir müslüman, ticaretinde, komşuluk ilişkilerinde, trafikte, toplu taşımada, kul haklarında yani dünya hayatında bir başka insan olabiliyor? Din sadece şekle, ibadete, belli alanlara indirgeyen bir dindarlık, ama diğer alanlarda hoyrat, dünyevi ve giderek maddileşmiş, dünyevileşmiş bir insan tipi. Yani zihnimiz iki ayrı vagon misali. İşte bunu hal etmemiz lazım.
Selametle!....