Mehmet Kaçar

YAŞAM DERSLERİ!..

Mehmet Kaçar

“Öyle Horozlar vardır ki, kendileri öttükleri zaman sabahın olup güneşin doğduğunu zannederler. Oysa ki, sayın horozlar şunu unutmuşlardır. ‘Vakitsiz öten horoz düzeni bozduğu için kellesi vurulur.’ Demek ki ‘düzeni ben yaptım oldu’ diye değiştirmeye kalkmak gerekmiyormuş. Darbeler, ihtilaller birer erken öten horoz durumunda değilmi dir ler?
“Hiç kimse diğer fertleri asal küçük görmemelidirler. Kimse kimseye göre ne büyük ve ne de küçük değildir. Herkesin kendine göre bir değeri vardır. Mesela evren insana göre çok büyüktür. Amma velakin insan için yaratılmıştır. Sivri sinek, Nemruda göre çok ama çok küçüktür. Ne var ki Nemrudun celladı o küçücük olan sivri sinek olmuştur. Makam, mevki, fizik, soy, sop üstünlüğü gururu, belkide küçüklüğün, alçalmanın açık bir sembolüdür. Küçümsenen her şey bir gün gelir sana küçümsediğin oranda bedeller ödetebilir.”
Hayat, önden gidenleri geri getiremediği gibi, arkada kalanları da senin yanına getiremez. Ne de bir takvim yaprağı gibi rüzgara verip ömürden uçurduğun zamanı geri çevirebilir. Yâ yaşaman gerekenleri zamanın da, gününde ve anın da yaşayacaksın, ya da eyvahlar olsun ben daha şunları yaşayacaktım, yaşamadan ömrüm bitti diye hayıflanmayacaksın, ağlamayacaksın. Ne ölüme çare bulabilirsin ne de, akıp giden zamana set vurabilirsin.”
İnsan oğlunun ömrü veya ederini bir matematik hesabı olarak görürsek; bölmenin payı o insanın gerçek kişiliğini ortaya koyar. Bölmenin paydası da o kişinin kendini ne zannettiğini gösterir. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür. Kişi ben her şeyi bilirim, her şeyi yaparım, en iyi benim, benim üstümde kimse yok gibi düşünceler bizlerin paydasını büyüttüğünü gösterir. 
“Bozuk para veya küçük ağır metaller insanın giydiği pantolonun cebini deler ve sürekli bir zarar verme durumundadır. Ahlaksız ve cibilliyeti bozuk, karektersiz, şeref, haysiyet ve onursuz biride kendi hem cinslerinin kalbini bozar.’Üzüm üzüme baka baka kararır’ işte bu yüzden nerede bozukluk varsa hayatımızdan derhal çıkarıp atmalıyız.
“İnsanın bedeninde beliren bir arızayı tamir edebilmek için, insanın tam teşekküllü bir ortam da(ameliyathane de) ameliyat edilmesi gerekir. Bedeni tamir etmek için insanı ne kadar uyutmak mecburiyeti varsa da, insanın ruhunu uyandırmak için de şuurlandırmak, canlı ve diri hale getirmek ve aklını kullanır hale getirmek gerekir.”
Herkes, ahir zamanın bir önceki zamandan daha kötüye gittiğini söyleyerek, kendi yaşadığı zaman dilimini över. Ne var ki hiç kimse kendinin, cibilliyetinin, karekterinin kötüye gittiğini asla kabul etmez. Oysa belki kendi de, bir önceki zamana göre ahir zamandır.
Herkes insanlığı değiştirmekten yana fikir beyan ederler. Ne var ki bu değişime insanlar kendilerinden başlanılacağını hiç hesaba katmadan konuşup karar verirler.
Varlığında, Hakk, hakikat, Allah ve doğruluk olmayan insanların yokluğu çok fazla hissedilmez. Ha vardılar ha yoklar..
İnsanlar hep şeytana kızıyorlar ve ona lanet edip beddua ediyorlar. Oysa onun tek zehiri vardır o da, iman ahlak ve iyilik yapmaktır. Sen iyilik yap ki şeytan sana kızsın ve senden kaçsın.
İnsan şunu unutmamalı ki, yaşadıkları ile anılmaz. Yaşattıkları ile, iyiliği, yaptıkları iyilik ve ihsan ile arkasında bıraktığı eserleri ile anılır ve ey insan oğlu asla unutma; ne yaşattıysan, ne tavsiye ettiysen, ne tebliğ yaptıysan, sen de elbet bir gün onu yaşarsın. Adili mutlak olan Allahu teâlâdır ve mutlaka adaleti sağlayacaktır.
Bir kadının kaderi, sevdiği adamın inaniyetle sevmediği adamın sadakati arasında ki med cezir de, gel gitlerdedir. Sadakat, sevgi ve aşk, sıddıkıyet sıfatının içerisin de ve yürekte yaşananlardır.
Bir insanı, bulduğu mevki, makamla ölçemeyiz. O, onun karekterini, cibilliyetini, değerini göstermez. Onun göz koyduğu mevki ve onun için yaptıkları ve yapacaklarıyla ölçünüz. Mihenk taşını burada devreye sokunuz.
Güzel olan sevgili asla değildir. Yürekte olan sevgili olan ve senin yüreğini yakan güzel olandır.
Bir insanın en güçlü karakter özellikleri ve şeytana ve şeytanlaşmaya karşı en büyük savaşçıları, sabrı ve zamanını aşkı için kullanmasıdır.
İnsanın mutlu olması için ihtiraslarını terk edip, yüreğine dönmelidir. Mutluluğun kaynağı, Allah’ın(c.c) da bulunduğu yürek hapishanesidir.
Eğer bir insan acıları hissedip, acıdan kıvranırsa, uyuşmamış ve canlı bir yaratıktır. 
Başkalarının acılarını hissedip, onlara yardım ellerini uzatırsa da işte o zaman insan olma özelliğini ön plana çıkarmış olur ve diğer yaratıklara halife olur.
Hayat, bazen insanı bir dört işlemle imtihan eder. Gerçeklerle çarpar. Ayrılıklarla böler ve insanlıktan çıkarır. En sonun da da bu kadar çarpma ve bölmeden sonra hadi gari topla toplayabilirsen kendini der.
İnsanın gerçek gücü, sıçrayışta, yüksek atlamada ya da uzun atlamada değildir.
Onun hakiki insanlığı, hakta, adalette, doğrulukta çelik gibi sarsılmaz bir imana sahip olmakta ve bunu da asla terk etmemekte, buradan almış olduğu ışığı da çevresinde yansıtmakta yatmaktadır. Işık gelecektir ve kim ışığı bulursa geleceğini aydınlatır.
Yani kendine ve çevresine zehir değil, yakıcı alev hiç değil, sadece ışık olabilip de, ay gibi nur saçanlar insan olabilenler dir. İnsan olabilmenin en önemli özelliği, yaratan ve yaratılanlara olan sevgi ve saygısında yatmaktadır.
Selam ve Dua ile!...

Yazarın Diğer Yazıları