Camiye tüküren kim?
Osman Avcı
Bir hikâyeyle başlayalım.
Rivayet odur ki; bir imam, camide başka bir kadınla uygunsuz bir şekilde yakalanır. Durumu gören kadının eşi, öfkeyle imamın ve kadının yüzüne tükürür, ardından kapıyı çarpıp çıkar.
İmam ise arkasından şu cümleyi kurar:
“Dur bakalım… Şu elbiselerimi bir giyeyim de gösteririm ona camiye tükürmenin ne demek olduğunu!”
Hikâye bu ya…
Aslında mesele camiye tüküren adam değildir. Mesele, caminin hürmetini kendi yanlışlarıyla kirleten, sonra da suçu başkasına yüklemeye çalışan anlayıştır.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bir yanlış dile getirildiğinde, bir haksızlık eleştirildiğinde, bir çarpıklık ortaya konulduğunda hemen aynı cümle kuruluyor:
“Yanlış yapıyorsunuz.”
“Vatan hainleriyle aynı safta duruyorsunuz.”
Oysa bir yanlışın karşısında durmak, yanlışın sahibine göre değil, yanlışın kendisine göre tavır almaktır.
Ne yazık ki yıllardır torpille makam sahibi olanlar, liyakatin yerine sadakati koyanlar, ikili ilişkilerle düzen kuranlar, yalakalıkla itibar devşirenler; eleştiriyi ihanet, sorgulamayı düşmanlık, hakkı söylemeyi ise suç olarak göstermeye çalışıyor.
Çünkü onlar için önemli olan hakikat değil, düzenlerinin devam etmesidir.
Fakat tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkar.
Bugün alkışlayanlar, yarın ilk taşı atanlar olabilir.
Bugün “reisim”, “başkanım”, “efendim” diyerek kapılarda bekleyenler, menfaatleri bittiğinde en ağır hakaretleri edenler hâline gelebilir.
O gün geldiğinde anlayacaksınız…
Asıl mesele camiye tüküren değilmiş.
Asıl mesele; yaptığı yanlışlarla caminin, makamın, devletin, davanın ve milletin itibarını zedeleyen, sonra da suçu hakikati söyleyenlere yükleyenlermiş.
Ve korkarım ki bunu anladığınızda, iş işten geçmiş olacak.