KARNE GÜNLERİ
Prof. Dr. Ahmet Tarhan
Yaklaşık 180 günlük eğitim maratonu sona eriyordu. Her bir dönemin ardından geçmiş dönemin muhasebesini yapmak ve yeni döneme ilişkin bir başlangıç yapmanın miladı olarak görülüyordu karne günleri. En iyi pozu yakalama adına onlarca fotoğrafın çekildiği cep telefonları henüz kullanıma sunulmamıştı. Kullanılan filtrelerle farklı bir görünüme kavuşturulan fotoğrafa günün anlam ve önemine uygun müziklerin eklendiği hikaye ve reels videoları ise sosyal medya kullanımda olmadığından henüz insanlıkla tanışmamıştı. İlköğretim ve ortaöğretimde karne günlerinin kendine has bir ritüeli ve heyecanı söz konusuydu. Tüm öğrenciler, şimdilerde olduğu gibi bilgisayardan çıktı alma imkanı olmayan, özel bir kağıt malzemeden tasarlanan ve hattatları kıskandıran bir özenle hazırlanan karnelerinden derslerdeki başarılar ve davranış gelişimi notlarının ne olduğunu sabırsızlıkla beklerdi.
Mehmet, ilk üç senedeki başarısını yeni sınıf öğretmeni Muzaffer Öğretmenle de sürdürebilmiş miydi? Öğretmeniyle kısa sürede kaynaşmışlar, hem derslere hem de hayata ilişkin merak ettiği konularda önemli yol kat etmişti. Gündelik hayat pratiklerinde öğretmeninin desteğiyle hissettiği değişim ve dönüşüm, derslerindeki notlara da yansımış mıydı? Bu düşünceler eşliğinde evden çıkan Mehmet, annesinin akşamdan evde özenle hazırladığı kekin yer aldığı saklama kabıyla Mithat Paşa İlkokulu’nun merdivenlerine ulaşmıştı.
Mehmet, karne günleriyle sadece ilkokuldaki her başarıyla tamamladığı dönem ve yılın sonunda tanışmamıştı.
“Karne Günleri”ni yanı başındaki komşuları Hasan Abi’sinin abone olduğu tarih dergisinde okumuştu ilk kez. Tarih dergisinde başta Avrupa ülkeleri ve ABD olmak üzere İkinci Dünya Savaşı yıllarında kıtlık ve ekonomik darboğaz nedeniyle temel gıda ve tüketim maddelerine ulaşmak için uygulanan bir yöntemdi. Türkiye her ne kadar fiilen savaşa girmemiş olsa da başta ekmek, un, şeker ve kumaş gibi temel ihtiyaç maddelerinin karneye bağlandığı ülkeler arasında yer almaktaydı. Birçok temel üründe yaşanan kısıtlılıkları içeren ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen bu uygulama savaşın etkilerinin hafiflediği 1946 yılında sona ermişti.
Mehmet’in esnaf olan babasının her ay ödediği primler karşılığında sağlanan sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için kullanılan Bağkur Karnesi ise, henüz okula başlamadan tanıştığı bir başka karne oldu. Tüm sağlık hizmetlerinin alımında üzerinde fotoğraf ve kimlik bilgilerinin bulunduğu, şimdiye kadar gidilen polikliniklerdeki doktorların yazdığı reçete, kaşe ve imzaların yer aldığı karneler önemli bir işlevi yerine getiriyordu. Bağkur, SSK ve Emekli Sandığı’na mensup vatandaşlara sağlık hizmetlerinin sunulduğu karne dönemi, 2008 yılında sosyal güvenlik reformu ve e-devlet uygulamasına geçilmesiyle birlikte son bulmuştu.
Annelerin hazırladığı birbirinden enfes kurabiyeler, kekler ve pastalarla başlayan gün, Muzaffer Öğretmen’in üçüncü ders saatinin başladığını ilan eden zilden sonra kapıda görünmesiyle yerini büyük bir heyecana bıraktı. Öğretmenin elinde sanatkârları kıskandıracak el yazısıyla yazdığı karneler yer alıyordu. Karnelerde ilk dönem olduğu gibi boşluklar mevcut değildi. İkinci dönem dersleri, derslerin yılsonu ortalamaları ile temizlik alışkanlığı, beslenme alışkanlığı, arkadaşlarıyla geçimi ve yardımseverliği, büyüklerine karşı saygı gibi pek çok davranışları içeren davranış gelişimi bölümü de tamamıyla doldurulmuştu.
Muzaffer Öğretmen, yavaşça karneleri masanın üzerine bıraktı. Tüm sınıfın gözü masanın üzerinde yer alan ve birazdan numara sırasına göre dağıtılacak olan karnelerdeydi. Muzaffer Öğretmen, kalabalıklara seslenen politikacıları ve hatipleri gölgede bırakan bir ses tonu ve üslupla sınıfa seslenmeye başladı: Bugün itibariyle dördüncü sınıfın sonuna gelindiğini artık son sınıfa geçeceklerini söyledi. Okulun abisi ve ablası olarak sorumluluklarının daha da arttığını, yeni başlayacak birinci sınıflara kol kanat germeleri ama aynı zamanda davranışlarıyla da örnek olmaları gerektiğini anlatan bir konuşma yaptı. Konuşma, notları düşük olanların biraz daha gayret göstermeleri gerektiğine vurgu yapılarak iyi bir tatil temennisiyle son buldu.
Sınıftaki tüm öğrenciler isimlerinin okunacağı ana odaklanmışken, açılacağını 5-6 saniye önceden haber veren kapı gıcırtısıyla herkesin gözü karnelerden kapıya yöneldi. Gelen Müstahdem Ali Efendiydi. Müdür beyin acil olarak Muzaffer Öğretmeni çağırdığını bildirdi. Muzaffer Öğretmen karneleri de alarak sınıftan ayrıldı. Heyecan birkaç dakikalığına daha ertelenecekti öyle görünüyordu.
Beş dakika sonra geleceğini söyleyen Muzaffer Öğretmen sınıfa bir türlü gelmemiş, dakikalar birbirini kovalamış, dakikalar çeyrek saate hatta yarım saate yaklaşmıştı. Tarih dergisinde okuduğu İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki karne günlerinde bekleyişi simgeleyen kuyruklar, hastanedeki tüm işlemler bittikten sonra reçete bilgilerinin işlenmesinde yaşanan uzun bekleyişler Mehmet’in aklına gelmişti. Her eğitim öğretim yılı sonrasında yaşanan anlamlı ritüelin gecikmesine neden olan şey neydi? Yaşanan merak ve bekleyiş, Muzaffer Öğretmen’in kapıda görünmesiyle son buldu. Muzaffer Öğretmen müdür beyle olan görüşmesini açıklama ihtiyacı duymadı, sınıftaki hiçbir öğrenci de nedenini birazdan alacakları karnelere odaklandıklarından sorgulamadı.
İlkokulda numarası 648’di Mehmet’in… Orta sıralardaydı, sınıf sıralamasında. İsmi okunan ve öğretmeninden karnesini alan kimi arkadaşlarının yüzünde büyük bir sevinç, kimilerinde ise büyük bir burukluk dikkati çekiyordu. Heyecan sınıf listesinin ortasına yaklaştıkça doruğa ulaşmıştı. 648 Mehmet! İsmi anılır anılmaz, öğretmen masasının yanında buldu kendini. Muzaffer Öğretmeni’nin elini öptü, karnesini aldı… Büyük bir heyecanla karnesine baktı: Derslerdeki Başarılar ve Davranışlar kısmının hepsi “Pekiyi” idi. Notlarını görünce çok mutlu oldu: Kendisi, ailesi ve özellikle de üzerinde büyük emekleri olan Muzaffer Öğretmeni için… İlkokul beşinci sınıfın kendisine yeni başarılarla dolu yeni kapılar açacağını, 23 Nisan’da okulunu Vali olarak temsil edeceğini bilmeden…