Geçmişi Özlemek
Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı
İnsan olarak yaşadığımız günlerin kıymetini pek bilmeden ve günün şartlarına göre değerlendiremeden geçiririz. Ancak aradan bir hayli zaman geçtikten sonra iyi geçen günlerin özlemini duyar ve sıkıntılı günleri de geride bırakmanın sevincini hissederken aynı zamanda o günlerde keşke şöyle davransaydım diyerek o günlerde yaptığımız hataları zihnimizden geçirir ve pişmanlık duyarız.
Ancak o günlerin geri getirilemeyeceğinin acısını da içimizden kolayca çıkarıp atamayız. Buna karşılık yaşadığımız günlerde özlemini duyduğumuz günleri de geri getiremeyiz. Yani özlediğimiz günlerin benzerlerini yaşayamamaktan sıkıntı duysak da günümüzü özlemini duyduğumuz günler gibi geçiremeyiz.
Böyle özlemini duyduğumuz günlerden bazıları da küçüklüğümüzde veya gençliğimizin ilk dönemlerinde yaşadığımız günler olmalı.
Nitekim bugün bitirmiş olduğumuz Kurban Bayramı günleri de geçmişte yaşadığımız güzel günleri hatırlattı ve o günlerin özlemini hissettirdi.
Gerçi içinde yaşadığımız günler özellikle de sağlığımız açısından bazı konularda dikkatli davranmamızı bizim için gerekli kılmış ve kılmaktadır. Bu doğru. Ancak benim söylediğim ve özlemini duyduğum günler bunun dışında sergilediğimiz sıkıntısız günlerdeki davranışlarımızdır.
Bunlardan biri de komşuları tanıma ve gerekli zamanlarda birbirlerini ziyaret etmeleri konusudur. Günümüzde eskiden bir mahalle halinde yaşayan insanları bir apartmanda toplamış bulunuyoruz. Fakat merdiven veya asansörle çıkıp ulaşabileceğimiz komşularımızı bile bayramlarda ziyaret etmiyoruz.
Geçmişte Konya’mızın mahalleleri apartmanlarla dolmuş değil, genelde tek katlı sıralı, Konyalı olarak ‘hayat’ dediğimiz küçük bir avludan oluşan yerleşim yerleri idi. Komşu evleri fazla yüksek olamayan bir duvarla birbirinden ayrılırdı. Ancak komşuluk münasebetleri bugün herkesi imrendirecek kadar sıkı ve samimi idi.
Bugün ise mahalleyi apartmanlar doldurmuş ve eski mahallede yer alan hane ve nüfus bir apartmana sığmış bulunmaktadır. Bunların hepsi de bir kapıdan girip çıkmakta ve aynı merdiveni ve asansörü kullanmaktadır. Buna rağmen bırakın diğer zamanları, yılda biri üç, diğeri dört günden ibaret bulunan iki dini bayram günlerinde bile komşular arasında ziyaret bulunmamaktadır.
Birbirlerini tanımayan, hastasından ve ölümünden haberdar olmayan kendi içine kapanmış ailelerin oluşturduğu mahalle halkından bahsediyorum. Bunlar arasında bayramlaşma diye bir mefhum bulunmadığı gibi, tanışıp dost ve ahbap olma düşüncesi de bulunmamaktadır.
Bırakın apartmanda oturan komşuların birbirlerini tanımalarını apartman yöneticisinin bile komşularının tamamını tanıdığını düşünemiyorum. Çünkü onun da apartman komşuları ile olan münasebetleri kapıcı aracılığıyla gerçekleşmektedir.
İşte ben bu sebeple eski komşulukları özlüyorum. Çünkü eskiden meselâ kırk haneden oluşan bir mahalle halkı birbirlerini tanırdı. Cami ve Mescitlerde görüşüp karşılaşarak selâmlaşma ve hâl ve hatır sormanın dışında, yılda iki tane olan dini bayram günlerinde, hem de bayramın ilk günü olmak üzere, mahallenin en yaşlısı olan kimseden başlamak suretiyle bir araya gelinerek bütün mahalle dolaşılır, her ev ziyaret edilirdi. Bazen kapıda da olsa bayram tebrikinde bulunmak suretiyle bütün mahalle halkı ziyaret edilirdi. Bugün ise herkes birbirinden habersiz, birbirinden uzak, kendi içine kapanmış bir toplum olarak yaşamaktayız.
İşte beni rahatsız eden ve geçmişin özlemini çektiren bu davranışlardır. Hastalık bahanedir. Çünkü onun olmadığı yılları da yaşadık ve yaşıyoruz.