Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı

İnsan Olarak Sorumluluklarımız

Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı

Bir insan olarak kim olduğumuzu ve nasıl dünyaya geldiğimizi bilmekteyiz. Yani annemizden doğarak dünya dediğimiz bir gezegenin üzerinde varlığımızın farkına vararak veya varmadan yaşayan ve bir müddet sonra da ölüm dediğimiz bir gerçeğin ardından toprağa verildiğimiz bir varlığız. Ancak varlığımızın farkına varıp kim olduğumuzu bildiğimiz ve bu bilgi ışığında verilen sürede yaşayıp ömür dediğimiz vadeyi tamamlayıp gidiyorsak ne güzel. Fakat acaba gerçekten kim olduğumuzu ve dünya hayatı dediğimiz bu hayatı bilerek yaşamıyorsak o zaman bu konu üzerinde, gerçek anlamıyla düşünmemiz gerekir.

Dünyaya kendiliğimizden ve isteyerek irademizle gelmediğimiz muhakkaktır. Çocuklarımıza baktığımızda kendimizi de görmekteyiz. Ne var ki, yeni doğan bir çocuğa bakarak kendimizin hâlini de çoğu zaman düşünmeden o günkü hayatımızı yaşamaktan öteye geçemiyoruz.

Durumu genel olarak değerlendirmek istersek bizim bu dünyaya gelişimizin bir sebebi olmalıdır, diye düşünerek değerlendirebiliriz. Fakat iş bununla da bitmiyor. Çünkü bu dünyadan göç etmemiz de kendi irade ve isteğimizle olmamaktadır. Zira bazı durumlarda dünya hayatından bir an önce ayrılmak istediğimiz gibi bazı durumlarda da sanki dünyaya sarılarak bir türlü ondan ayrılmaya razı görünmüyoruz. Ama neticede kendi isteğimizle olmasa da ölüm dediğimiz olayı yaşıyoruz.

Bütün bu durumlar bizi bir yaratanın bulunduğuna ve O’nun iradesine tabi olarak dünyaya geldiğimiz gibi, yine O’nun iradesiyle bu dünyadan ayrıldığımız gerçeğine ulaştırmaktadır. Bu durum diğer bütün canlılar için de geçerlidir.

Böyle bir durum bizim hem kendimizi ve hem de bizi bu hallerle karşılaştıran bir yaratıcımızın varlığını bildirmektedir. Nitekim gerçek durum da böyledir. Hem de yaratanımız kendi varlığını bize zaman içinde gönderdiği peygamberleri ve onlarla birlikte gönderdiği kitaplarla da hatırlatmış bulunmaktadır.

Dolayısıyla bizler de kim olduğumuzu ve niçin böyle bir varlık olarak yaratıldığımızı bilip öğrenmekteyiz. Ancak ne var ki, bildiğimiz halde, her nedense, bir türlü dünya hayatımızda yapmamız istenen şeyleri istenene göre değil, kendi irade ve isteğimize göre yapmakta ve yaşamaktayız.

Dolayısıyla kendimizi ve varlığımızı yaratılış gayesine göre değil, kendi bildiğimiz ve belirlediğimiz çizgi üzerinden sürdürmekte ve bunu da en güzel bir yaşayış olarak kabul etmiş bulunmaktayız.

Halbuki madem bizi bir yaratan vardır. Şüphesiz O’nun da bu yaratışta bir gayesi ve hedefi olmalıdır, diye düşünmeliyiz. Nitekim durum böyledir. Bizi yaratan Allah bizi gayesiz ve başıboş yaratıp bırakmamış ve zaman içinde gönderdiği peygamberleri aracılığı ile de durumu bildirmiştir. 

Nitekim bize şu beş konuda koruma görevi vermiştir: Canın korunması, aklın korunması, malın korunması, neslin korunması ve dinin korunması. Acaba biz bunları korumada ne kadar başarılıyız? Bu konuya gelecek yazımızda temas edelim, inşaAllah. 

Yazarın Diğer Yazıları