Meşru Kazanç Yolları
Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı
İnsan olarak hayatımızı devam ettirebilmek ve başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilmek hepimizin arzusudur. Fakat ne var ki, insanların arzu ve ihtiyaçları; dünya hayatındaki hırs ve tamahları aynı değildir. Bu sebeple günlük yaşayışları ile geleceğe bakışları da aynı olamaz. Bazı konuları kendi aralarında konuşup değerlendirmeleri ve belli bir noktada birleşmiş ve birlikte aynı duygu ve aynı şeyi elde etmek üzere prensipte anlaşmış olsalar da bütün iş ve fiillerinin aynı olması mümkün değildir. En azından anlaşmış oldukları konunun dışında kalan diğer işleri yine birbirinden farklıdır. Çünkü her şeyden önce, dünyaya bakışları ve ondan beklentileri farklıdır.
Ancak, kendi düşüncelerini yerine getirebilmek için giriştikleri her türlü faaliyetin başkalarına zarar vermemesi de toplu yaşayışın bir gereğidir. Bu sebeple de yaptıkları karşılıklı işlerde böyle bir duruma düşmeyi engelleyen yol ve yöntemler de vardır. Günümüzde bu yol ve yöntemleri belirleyen ise birlikte yaşamayı düzenleyen devletin kanunlarıdır.
Fakat hepimiz çok iyi biliriz ki, bir işin kanunlara uygun olmadan yapılmış olduğunun farkına varılıp anlaşılması ya bir şikâyet veya bir denetim neticesinde mümkündür. Bu sebeple yapılan bir işin iki kişi arasında kanunlara uygun olmadan gerçekleştirilmesi her zaman mümkündür. Bu durumda onların aleyhine bir işlem de yapılmaz, yapılamaz. Belki sadece bir başkası tarafından şikâyet konusu olursa kanuni bir denetim söz konusu olabilir.
Ne var ki, bizler Müslümanlar olarak kanunların yakalayamadığı, ancak inandığımız dinimizin koyduğu kurallara aykırı olan bir iş yapmaktan daima sakınırız. Aslında sakınmamız da tabii olarak gerekir. Çünkü inancımıza göre başkalarının görmediği ve göremeyeceği bir iş yaptığımızda; eğer yaptığımız bu iş inancımıza aykırı, fakat kanuna da uygun olsa bile bunun hesabının bizden mutlaka sorulacağını bilir, buna inanır ve yaptığımız ve yapacağımız her işimizin Allah katında meşru ve doğru bir iş olarak gerçekleşmesini isteriz.
Böylece hayatımızda yaptığımız ve yapacağımız işlerin hem yaşadığımız dünyanın kanunlarına ve hem de İlâhi Kanunlara uygun olmasına dikkat ederiz. Daha doğrusu dikkat etmemiz gerekir ve gereklidir. Şu hususu da asla unutmamamız şarttır: Dünya kanunları fark etmeden biz her hangi bir yasak iş yapabilmemiz mümkün olup yapabilirsek de dinin kanun ve kurallarının böyle bir zaafının olmadığını bilir ve buna inanırız. Dolayısıyla dinin yasakladığı bir fiil ve işi yapmayız, yapamayız.
Bu sebepledir ki, kendi menfaatimize olan bir iş yaparken de her şeyden önce bu inanç ve düşünce içerisinde hareket ederiz ve etmeliyiz. Aksi halde âhiret sorumluluğundan kurtulamayız. Çünkü kendi lehimize gördüğümüz bir iş ve işlem yaparken, bu işi kendisiyle yaptığımız kişi farklı bir inanca sahip olsa da onun da bizim gibi bir insan olduğunu unutmayız, unutmamalıyız.
Bilindiği gibi bizim dinimiz ne sadece dünya hayatımız ve işimiz için indirilmiştir; ne de yalnızca âhiret hayatımız için. Aksine bildirilen hükümler hem dünyada yaşayışımızı ve hem de âhiret hayatımızı düzenlemek içindir. Âhiret hayatı da dünyada yaptığımız fiillerin bir neticesi olduğuna göre, dünyada yaptığımız her işin din kurallarına uygun olması gereklidir. Bu durumda her türlü iş ve işlemlerimizden sorumlu olduğumuzu bilerek hareket etmeliyiz, dünya menfaati için âhiret azabı gerektiren işler yapmamalıyız. Özellikle de dünyevi kanun ve nizamlara uygun görünen, fakat dinimizin koyduğu esas ve kurallara aykırı davranışlarda asla bulunmamalıyız.
Böyle bir davranışın yollarını da bir sonraki yazımızda anlatmaya çalışalım.