Ticaret Hayatımız
Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı
Bir önceki yazımızda İslâm’a göre mal elde etmenin meşru yollarının neler olduğunu belirtmiştik. Bu yollardan birinin de ‘intikal’ dediğimiz ticaret yolu olduğunu zikretmiştik. İntikal, iki taraf arasında anlaşmak suretiyle yapılan bir akitle bir malın bir kimsenin mülkiyetinden diğerinin mülkiyetine geçmesi demektir. Bu da bildiğimiz ticaret anlamına gelir.
Bir kimse kendisine ait olan bir şeyi bir başkasına bağışlayabildiği gibi bir ücret ve değer karşılığında satabilir de. İşte o kişinin böyle davranarak kendisine ait bir malı bir bedel karşılığında başkasına devretme işlemine ticaret diyoruz.
Tabii ticaret deyince de ilk olarak aklımıza gelen, böyle bir işlemin neticesinde alanın da satanın da bu işten kendi lehine bir menfaatin gerçekleşmiş olduğudur. Satılan şey ister satıcı tarafından üretilen bir şey olsun, isterse de satıcı tarafından alınıp satılan bir şey olsun; her iki işlem de ticaret kavramı içinde yer alır.
Bizim de ticaret dediğimiz olay bu alış-veriş olayıdır. Bu hareketin dinimizde önemli bir yeri vardır. Dinimiz insanları alış-veriş yapmaya teşvik etmiştir. Zira insan olarak her birimiz bütün ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayamayız. Meselâ her gün en az üç öğün yediğimiz ekmeği düşünelim. Tarlayı sürüp tohumu ekmekten tutun da ekini biçmek, buğdayı öğütmek, hamur yapıp onu pişirmek ayrı maharetler ister. Durum böyle olunca da yapılacak her iş ustalık bekler.
Bir elbiseyi sırtımıza giyinceye kadar hangi safhalardan geçtiğini de bir düşünelim. Diğer hususları da bu düşünce içinde değerlendirirsek altından kalkmanın mümkün görünmediğini hemen sezer ve mümkün olmadığı kanaatine varırız. Onun için bu ihtiyaçlarımızın bir kısmını kendimiz üretebilsek bile çoğuna muhtaç durumda olduğumuzu da görürüz.
Böyle bir durumda bulunan insan kendi üretemediği ihtiyaçlarını karşılamak için ya ömür boyu bekleyecek veya onları bir başkasında görünce ondan zorla veya hırsızlık yapmak suretiyle elde etme yoluna gidecek veya dilenecektir.
Ne var ki, kişi her ihtiyacını kendisi yapıp edip karşılayamadığı gibi, dilenciliğin zillet ve utancına da herkes katlanamaz. Bunlardan kurtulmanın yolu ise ticaretin meşru kılınmasından geçer. Buna zaruret vardır ve bundan dolayı da dinimizde alış-veriş meşru kılınmıştır. Böyle bir durum aynı zamanda geçim yollarının açılması anlamına da gelir. Dolayısıyla insanlar arasında hırsızlık, yağmacılık, hilekârlık, hıyanet, hokkabazlık… gibi kötü huylar ve bunları hazırlayan yollar kapanır ve ortadan kalkar; böylece toplumda dirlik ve düzen sağlanır. İnsanlar arasında ve hatta milletler arasında karşılıklı hürmet ve saygı doğar.
Fakat insanlar birbirlerinin ihtiyaç ve zaruretlerine bakmadan, sırf kendi menfaatlerini düşünür ve onları ihtiyaçları ve zaruretleri sebebiyle ezmeye kalkarlarsa o zaman bir takım düşmanlıklar, çekişmeler, öldürmeler ve hatta ihtilâller bile olabilir. Dikkat edilirse günümüzde kapitalizm, Marksizm… gibi bazı doktrinlerin bu yüzden ortaya çıktığı görülür.
Fakat bizim inandığımız dinimizin bu konuda da ayrı bir yolu bulunmaktadır. Dinimiz biz inananlarını sadece ibadetlerle yükümlü tutmamış, dünya hayatımızda da bize doğru olan yolu bildirmiş ve bu yolda hareket etmemizi istemiş bulunmaktadır.
Dikkatle değerlendirecek olursak bu yolun, gerçek anlamda, kendisini insan bilen ve gören kimselerin benimseyerek gidebilecekleri bir yol olduğu da görülür.
Bu konuya da gelecek yazımızda yer verelim.