Zor Günlerde Ticaret
Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı
İçinde yaşadığımız günler diğer yaşadığımız günlerden farklı olarak geliyor ve dolayısıyla da öyle geçiyor. Bu farklılık hepimizin ister istemez karşılaştığımız ve yaşamakta olduğumuz günlerin bir çok zorlukların bulunduğu günler olmasındandır. Ancak bu noktada unutulmaması gereken bir husus vardır; insan tek başına yaşayan ve başkasının yardımı olmadan hayatını sürdürebilen bir varlık/yaratık değildir. O tek başına değil, ancak başkalarıyla birlikte yaşayabilen, hayatını sürdürebilen bir canlıdır. Aslında öyle bu denge içinde yaşamak üzere yaratılmış bulunmaktadır.
Bu da farklı günlerde hem birbirlerine muhtaç ve hem de birbirlerine yardımcı olarak bir toplum halinde yaşamalarını gerektirmektedir. Bu durumu Allah Kur’ân-ı Kerîm’de farklı vesilelerle belirtmiştir. Bunlardan biri de şu âyettir: ‘Gerçekten insan çok hırslı (ve sabırsız) olarak yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, imkân verildiğinde ise pinti kesilir’ (el-Meâric/19-20). İşte insan böyle bir imtihanla karşı karşıyadır.
İçinde yaşadığımız günler ise insan olarak birliğimizi ve beraberliğimizi hatırlayıp birbirine yardımcı ve destek olarak yaşayacağımız günlerdir. Ne var ki, çoğu zaman bu durumu unutup yalnızca kendisini düşünen ve başkalarının sıkıntısından ve zaafından istifade etmeyi bile bir akıllılık sanarak değerlendirmeye çalıştığımız da bir gerçektir.
Bunun böyle olduğunu, içinde yaşadığımız günlerde ticari hayatımıza bakarak görmemiz mümkündür. Çünkü sıkıntıda olanlar kendilerine yardım edilmesini ve bu sıkıntıyı atlatmalarını beklerken, böyle günlerden faydalanarak günlerini gün edebilmenin peşinde koşanlarımız da bulunmaktadır.
Konuya tersinden bakarsak, bir kısmımız, bu günleri fırsat bilip değerlendirmeye çalışırken, sıkıntı da olanlar da kendilerine yardım edilmesini ve ufuklarının açılmasını beklemektedirler.
Ticaretle uğraşanlar tabii olarak fırsatlardan istifade etmeyi düşünürler. Ancak bu düşünce başkalarının sıkıntısından faydalanmak suretiyle değil, kendileriyle ticaret yaptıkları kişilerin sıkıntılarının da nasıl giderilebileceğini düşünerek hareket etmeleri gerekir.
Tabii olan dinimizin gösterdiği yolda hareket etmektir. Dinimiz bize başkalarının darlığından, sıkıntısından faydalanarak kazanç elde etmeyi değil, sıkıntıda olan kimselerin durumlarını da düzeltecek davranışlarda bulunarak meşru yoldan kazanmamızı telkin ve tavsiye eder. Nitekim bu yolları belirlemiş ve bizlere bildirmiştir. Meşru mal edinme yollarını şu şekilde özetlememiz mümkündür:
a) İsti’la: Bu sahipsiz ve kendisinden istifade etmek helâl olan bir şeye el koymak suretiyle sahip olmak demektir. Av hayvanını avlamak suretiyle ona sahip olmak böyledir.
b) İstihkak: Emek harcayarak yapılan bir iş karşılığı alınan şey yani ücrettir. Bir usta veya işçinin yaptığı işe karşılık olarak aldığı ücret böyledir.
c) Halefiyyet: Miras yoluyla bir şeye sahip olmak demektir.
d) İntikal: Bu da akit yapmak suretiyle bir şeyin mülkiyetini birisinden kendi üzerine geçirmek demektir.
Dikkat edilirse intikal dediğimiz ticaret iki kişi arasında ve birinin malının diğerine geçmesini gerektiren ve bunun da iki tarafın rızasına ve hoşnutluğuna bağlı bulunduğunu ifade eden bir akittir. Bu sebeple de her iki tarafın rızası, yani hoşnutluğunu gerektirmektedir. Bir tarafın sıkıntıya düşmesi veya düşürülmesi normal görülmemektedir.
İşte bu sebepledir ki ticaret hayatımızda elde edeceğimiz kazanç tek taraflı değil, iki tarafın rızası ile ortaya çıkan bir fayda olmalı ve iki taraftan birinin sıkıntıya düşürülmesini önleyecek bir anlaşma ile gerçekleşmelidir.