BİZE ÖZGÜ LAİKLİK VE CEMAATLER
Kerim Toslak
Tarih boyunca DİN-DEVLET ilişkisi tartışılmış ve zaman zaman kanlı savaşları sebep olmuştur. Bu konu günümüzde de ülkemizde ve dünyada tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Otoriteyi elinde bulunduranlar, toplum üzerinde en önemli sosyo psikolojik etkiye sahip olan dini hayatın da kontrolünü ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Dini hayatı kontrolleri altında bulunduran ülkelere ve coğrafyalara göre ruhban, ulema, meşayih, ayetullah, rabbiler, brahmanlar vb. adlandırılan gruplar da - tamamında olmasa da- devlet gücüne sahip olmak ya da ortak olmak istemişler. Tarihsel süreçte bu durum zaman zaman ciddi çatışmaların sebebi olmuştur. Dünyanın bir çok yerinde kavgalar olsa da özellikle Ortaçağda Avrupa'da olan iç kavgalar, dünyanın bir çok ülkesi gibi bizi de etkileyecek, ciddi sonuçlar doğurmuştur.
Din devlet ilişkisi değerlendirilirken üç yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Birincisi devletin dini kendi kontrolü altında tuttuğu sistem, ikincisi dinin devleti kontrolü altında tuttuğu sistem, üçüncüsü devletin dini hayata, din adamlarının da devletin işleyişine yani devlet sistemine müdahale etmediği ya da etmeyeceği üzerine anlaşma sağlanmış olan sistemdir ki bu üçüncüsü, Batıda 1789 Fransız ihtilalinin sonucu ortaya çıkan, adına Laiklik denilen sistemdir. Yani birincisine bizantizim, ikincisine teokratik, üçüncüsüne de laiklik denilmiş. Bu isimlendirmeyi sosyolojik anlamda kullanan Émile Durkheim'dır'dır. (1858-1917)
Osmanlıda da hatırladığım kadarıyla "laiklik" kavramını ilk kullanan ve öneren kişi, bir darbe girişiminde Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından öldürülen Ali Suavi'dir.
Bizde bu tartışmalar Cumhuriyet ile birlikte resmi düzeyde tartışlmış ve 1924 anayasasındaki "devletin resmi dini islamdır" ibaresi yerin 5 Şubat 1937 de yapılan değişiklikle " devletin temel niteliklerine laiklik ibaresi de eklenmiştir ve laiklik kavramı resmi olarak anayasal sisteme girmiştir. Öncesinde sistem "laik" olmasa da uygulamalarda ve kanuni düzenlemelerde dini hükümleri, kuralları ve dini otoriteyi (ulemayı) nazarı dikkate alan olmamıştır.
Bizim sisteme laiklik girmesine girmiştir de adı laiklik girmiştir. Uygulaması biraz bizantizime benzer olarak girmiştir. Gerçi kavramın mucidi olan Avrupa'da da her ülkenin laikliği kendine göredir. Yine de az çok ucundan kıyısından bir şekilde laikliğin tanımını ters yüz etmeyecek bir uygulaması vardır onların.Hatta bazı ülkeler laiklik yerine sekülerizm (dini hesaba katmayan yaşam biçimi ) derler. Nedir bu laiklik denildiğinde; "devletin dini hayata karışmadığı, dini otoritenin de devlet otoritesine karışmadığı, devlet otoritesinin dinlere ve dini cemaatlere eşit davrandığı bir düzenlemedir" denilebilir. Bizde uygulama genelde devletin işlerine dinin karıştırılmadığı, dini hayatın Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile devlet tarfından kontol edilip dizayn edildiği sistemdir. Yani bizim laikliğimiz bize özgüdür ve biraz bizantizme doğru evrilmiştir. Kimine göre haklı gerekçeleri de vardır.
Bizim sistemde dini hayat ve dini temisil otoritesi Avrupadan çok farklı olduğu için, bize özgü olması gerekir deniyor. Hadi her neyse de bizim laikliğimiz bize özgüden de öte siyasal iktidarlarımıza özgüdür. 28 Şubat sürecinde nevi şahsına münhasır, dünyada eşi benzeri olmayan ucube bir sisteme dönüşebildiğini de gördük. Bizim laiklik anlayışımızda siyasi iktidarlar "oy anam oy " derdinde olduklarından dini cemaatlere (seküler gizemli masonik dinsel yapılar dahil) eşit mesafede durma konusunda ölçülerinde "kendine oy verenler/ vermeyenler ilkesini" benimsemişlerdir. Bu nedenle de çok tartışılıyor ve çok kargaşa çıkıyor. İçimizi karıştırmak isteyen dış istihbarat yapıları da bu zaafiyet noktasını kullanmayı deniyorlar.
FETÖ yapılanması bertaraf edilince artık bu iş bitti denilemez. Yenileriyle denemeye devam etmeyeceklerinin garantisi yok. Bu noktada siyaset de dini ve tasavvufi cemaatler de kendilerini birilerine ve bir birlerine kullandırmama konusunda çok dikkat etmeliler. Tecrübe edildiği gibi, sonuçta devlet de din de çok zarar görüyor.
Akıllı insan, yılana aynı delikten elini iki defa sokturmaz.
Selçuklu/ Konya