Kerim Toslak

NATO VE TÜRKİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Kerim Toslak

Türkiye'nin NATO'ya girmesi 2. Dünya savaşı sonrası o günkü Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin'in tehditleri nedeniyle zorunluluktan kaynaklanmıştır. II. Dünya Savaşını galip bitirmenin zafer sarhoşluğuyla Türkiye'ye tehdit ederek, 93 Moskof Harbi diye bilinen savaş sonrasında Ruslara bırakılan Elviye-i Selâse (Batum, Kars, Ardahan) sancaklarından, 1 Dünya savaşı sonrası kurtarılarak vatan topraklarına katılan Kars, Ardahan'  (Ağrı dahil) geri istemesi, Montrö Boğazlar Sözleşmesini tanımadığını söyleyerek, boğazlar üzerinde hak iddia etmesi,Türkiye'yi  güvelik için müttefik arayışına itmiştir. 1947 yılında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu Sovyet tehidi nedeniyle ABD'den askeri ve ekonomik yardım talep etti. Bu talep, ABD'nin Soğuk Savaş stratejisiyle örtüşerek 1947'deki Truman Doktrini diye bilinen askeri ve teknik yardım anlaşması yapıldı.

 Bu anlaşmadan bir yıl sonra da meşhur Marshall ekonomik yardım anlaşması yapıldı. Bu anlaşmalar Sovyet yayılmacılığı karşısında Türkiye'yi koruma altına alsa da Türkiye'yi dış politikada büyük ölçüde ABD'ye bağımlı hale getirdi. Bu anlaşmalar sadece ülkenin dış politikasında değil iç politikasında da önemli değişikliklere yol açtığı ehlinin malumudur. Bunları tek tek ifade edecek değiliz. ABD ile gelişen bu dostluk ve işbirliği sonrasında sonrasında Türk askeri Kore savaşı'na ABD saflarında dahil oldu. Bu savaşa Türk askerinin verdiği katkı dolayısıyla Türkiye'nin Batı blokunun güvenlik sağlayıcısı NATO ittifakına dahil edilmesini sağladı.


Kısaca özetlediğimiz Türkiye'nin NATO'ya giriş öyküsü o günün şartlarında devleti yönetenler açısından bir takım haklı gerekçelere dayandırılabilir. 
Ancak sonraları Türkiye NATO ilişkileri yağlım ballım devam etmedi. 1964 yılında Kıbrıs krizi patlak verince dönemin ABD Başkanı L.B. Johnson'ın Kıbrıs'a olası bir Türk müdahalesini engellemek için 5 Haziran 1964'te Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği Mektupta, müdahale halinde NATO'nun Türkiye'yi Sovyet saldırısına karşı korumayacağı ve ABD silahlarının kullanılamayacağnı belirtilerek Türkiye tehdit edilmiştir. Keza 1974 Kıbrıs Barış harekatı sonrasında ABD ve batı bloku Türkiye'ye silah ambargosu koyarak aslında NATO ittifakının Türkiye için işlerine geldiğinde anlaşma maddelerinin kolayca ihlal edilebileceğini gösterdi. 


Siyonist derin yapı organizasyonu olduğunu düşündüğüm ABD'deki 11 Eylül terör saldırısı bahane edilerek NATO anlaşmasının 5. maddesi gerekçe gösterilerek üyelerini, 32 kısım tekmili birden arkasına takıp, Irak'ı işgal edip, Afganistan'ın dağını taşını envai çeşit bombalarla kan gölüne çevirdi. Aynı ABD ve batılı NATO müttefikleri bölgeye musallat ettikleri "çekiç güç" marifetiyle el altından NATO ittifakı içerisinde yer alan Türkiye'ye, kurup besledikleri, her türlü askeri teçhizat ve eğitim desteği verdikleri PKK lı teröristleri  yıllarca Türkiye'ye bela eden ve binlerce insanımızın şehit olmasına sebep olan bu müttefiklerimizdir. Bir taraftan Almanya bağırır, bizden satın aldığınız tankları PKK terör örgütüne karşı kullanamazsınız, bir taraftan Fransa Türkiye'yi tehdit eder, diğer tarftan İtalya el altından PKK'ya mayınlar gönderir, ABD tırlar uçaklar dolusu silah yığar.  Lüksemburg bile PKK terörüne destek çıkarken, eciğinden cücüğüne bu NATO üyeleri Türkiye'ye aba altından sopa gösteriyordu. 

Anlaşmanın 5 maddesi ABD'deki 11 Eylül terör saldırısı nedeniyle işletilirken Türkiye'ye yönelik terör saldırılarında bu madde asla gündeme gelmediği gibi, Suriye iç savaşında Türkiye'ye yönelik PKK saldırıları ve Rus tehdidine karşı Türkiye'yi koruması için NATO anlaşması gereği Türkiye'ye kurulan patroit hava savunma sistemleri apar topar Türkiye'den sökülüp götürülerek ittifakın Türkiye'yi ne kadar koruyabileceğini de hep birlikte görüyoruz. O da yetmiyor Türkiye kendi güvenliği için söküp götürdükleri patroitler yerine S400 silah sistemleri satın aldı diye NATO ittifakı içerisinde Türkiye'nin de katkı verdiği F-35 Uçak üretim ortaklığından çıkarılarak ceza kesiliyor. Verdiği paranın da üstüne yatıyorlar. Söz konusu uçaklar ittifak üyesi olmayan İsrail'in emrine sunularak Gazze'de soykırm yapıyor. Aynı batı bloku içimizde besleyip büyütükleri Fetöcü hainler aracılığıyla darbe yaptırmayı deniyorlar.
 

Rusya Kırımı ilhak edip Ukrayna'ya saldırınca Avrupa ülkeler güçlü bir NATO için Türkiye'nin öneminden bahsediyorlar.  Hele hele onca ambargolar sayesinde Türkiye'nin geliştirdiği silah sistemlerini de görünce Türkiyeye gaz veren verene. Güçlü bir NATO için pamuk eller cebe diyor Trump. Türkiye'nin vazgeçilmezliği  vurgulanıyor. 

Yukarıda örneklerde olduğu gibi Türkiye için NATO bir güvence midir, yoksa tehdit midir tartışılır. Ancak NATO'nun  şerrinden korunmak için Türkiye'yenin NATO'nun içinde kalması  gerektiğini düşünüyorum. Yoksa Rusaya Ukrayna yerine Türkiye'ye saldırsa NATO'nun umurunda olmaz. Konu ittifak üyesi olmadığı halde İsrail'in güvenliği olunca  müttefiklerine  rest çeken  ABD başkanı Trump, sözkonusu Türkiye olsaydı umurunda olur muydu? Onun için Türkiye güçlü olmak zorunda. Türkiye için ideal olanı, zayıf NATO güçlü Türkiye'dir. Türkiye'nin güvenliği için  en iyisi budur.

Kerim Toslak 

Selçuklu/ Konya

Yazarın Diğer Yazıları