Çoklukla Oyalanmak
Osman Avcı
İnsanlar yalnızca bugün değil, tarih boyunca çokluklarıyla övündüler.
Kimisi sülalesiyle, kimisi malıyla, kimisi de etrafına topladığı kalabalıklarla…
Çok olmak, çoğa sahip olmak, çevresinde çok insan bulunması; insanoğlunun kendisine güç vehmetmesinin en eski yollarından biri oldu.
Fakat tarih boyunca yaşananlara baktığımızda başka bir gerçek daha görüyoruz: Nitelikli bir azınlık, çoğu zaman çapsız bir kalabalığa karşı üstün gelmiştir.
Burada “nitelikli” derken kastettiğim şey yalnızca eğitimli, zeki veya yetenekli insanlar değil.
İnandığı değerlere şartlı değil, şartsız ve koşulsuz teslim olan; inandığı dava uğruna üzerine düşen görevi sorgulamadan yerine getirebilen insanlardan söz ediyorum.
Çünkü bir topluluğun büyüklüğünü yalnızca sayısı belirlemez. Asıl mesele, o sayının ne kadarının bir ideale, bir inanca ve bir hedefe gerçekten bağlı olduğudur.
Kur’an-ı Kerim’de bunun çok çarpıcı örneklerini görüyoruz. Tarihte yaşanan hadiselere ve insanlığın tecrübelerine baktığımızda da aynı hakikati farklı biçimlerde gözlemlemek mümkün.
Nitelikli azınlığın gücü tam da burada ortaya çıkıyor.
Bugün dünya üzerinde sayıca az olmalarına rağmen Yahudilerin sosyolojik olarak birçok alanda etkili olmaları da bu açıdan ayrıca okunabilir. Buradaki mesele yalnızca nüfus değildir. İnandıkları değerler etrafında örgütlenme, birbirlerini destekleme ve belirli hedefler doğrultusunda hareket etme kabiliyetleridir.
Yani mesele çok olmak değil, nitelikli olmaktır.
Bugün Müslümanların sayısının milyarlarla ifade edilmesi tek başına bize bir güç kazandırmıyor.
Çünkü sayı, niteliğe dönüşmediği sürece yalnızca bir istatistikten ibarettir.
Tam da bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bedir’de yere inen melekler bugün neden gelmiyor?
Belki de sorunun cevabını başka yerlerde aramak yerine kendimizde aramalıyız.
Çünkü Bedir’i yalnızca meleklerin indiği bir savaş olarak okumak, meselenin ruhunu ıskalamaktır. Orada teslimiyet vardı, fedakârlık vardı, samimiyet vardı, sorumluluk vardı. Sayıca az olan insanların taşıdığı büyük bir inanç vardı.
Bugün ise çokuz.
Ama ne kadarımız gerçekten nitelikliyiz?
Bu soruyu yalnızca dini hayatımız açısından değil, hayatın her alanında sormamız gerekiyor.
Mesela dijital medyaya bakalım…
Bugün içerik üreticilerinin önemli bir kısmı etkileşim peşinde. Daha fazla takipçi, daha fazla izlenme, daha fazla beğeni…
Kitle büyüdükçe başarılı olduğunu düşünüyor.
Oysa asıl mesele, kaç kişinin seni takip ettiği değil; kaç kişinin söylediğin söze gerçekten kulak verdiğidir.
Kalabalık bir kitle oluşturabilirsiniz. Fakat o kitlenin ortak bir şuuru, ortak bir hassasiyeti ve ortak bir niteliği yoksa, elinizdeki şey yalnızca kalabalıktır.
Kamuoyu oluşturmak ise kalabalık toplamaktan farklı bir iştir.
Bir avuç nitelikli insan, milyonlarca insanın oluşturamadığı etkiyi oluşturabilir.
Bu yüzden bugün Müslümanların sayısına bakarak teselli bulmak da dijital medyada yüz binlerce takipçiye bakarak başarı vehmetmek de aynı yanılgının farklı biçimleridir.
Çokluk her zaman güç değildir.
Bazen çokluk insanı oyalar.
Hatta insan, sahip olduğu çoklukla övünmekten asıl yapması gerekeni unutabilir.
Kur’an’ın bize hatırlattığı iki hakikat bu yüzden çok kıymetli.
Birincisi:
“Nice az topluluk, Allah’ın izniyle nice çok topluluğa galip gelmiştir.”
İkincisi ise daha sarsıcı:
“Çoklukla övünmek sizi o kadar oyaladı ki kabirleri ziyaret ettiniz.”
Belki de bugün yeniden düşünmemiz gereken mesele tam olarak budur:
Çok muyuz, yoksa nitelikli miyiz?
Çünkü kalabalık olmak kolaydır.
Asıl mesele, kalabalığın içerisinde hakikate gerçekten teslim olmuş insanlar yetiştirebilmektir.
Ve belki de artık çokluğumuzla övünmek yerine, niteliğimizi sorgulamanın vaktidir.