Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU            (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

MEDİNE SÖZLEŞMESİ'Nİ HATIRLAMAK

Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

İsrail’de parlamento seçimlerinde kesinleşmemiş sonuçlara göre Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku 53, muhalefet bloku ise 48 sandalye kazandı. 

İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Arap partileri ise toplam 19 milletvekili çıkararak tarihî bir başarıya imza attı.

Seçim sonuçlarına göre tek partinin hükümet kuramaması sebebi ile gözler şimdi koalisyon senaryolarına çevrildi. 

Radikal gruplar dışındaki İsrail halkı, Arap partilerinin koalisyonda yer almasına sıcak bakıyor, hatta bu adımı destekliyor. Nitekim Netanyahu’nun politikalarından memnun olmayan yüzlerce İsrailli, meydanlara dökülerek onun yer almadığı yeni bir hükümet kurulmasını istedi.

Şu an anahtar parti konumuna gelen Arap ittifakının koalisyona katılması gerçekleşirse, bu İsrail siyasi tarihinde bir ilk olacak. 

Ancak bu durum, İslam ve Yahudi tarihinin ortak geçmişinde çok önemli ve köklü bir örneği akıllara getiriyor: İslamiyet’in ilk yıllarında Hz. Muhammed önderliğinde hayata geçirilen Medine Sözleşmesi.

Medine Vesikası veya Medine Mutabakatı olarak da bilinen bu sözleşme, 622 yılında Hz. Muhammed’in liderliğinde; Medine’deki Müslüman, Yahudi ve Müslüman olmayan Arap topluluklar arasında imzalanmış bir toplumsal sözleşmedir. 

MEDİNE SÖZLEŞMESİ'Nİ HATIRLAMAK
Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicret ettiği, Müslümanların henüz Medine’de azınlıkta olduğu bir dönemde Medine’de farklı inanç grupları arasında büyük anlaşmazlıklar vardı. 

Medine büyük kargaşa içinde idi. Hz. Muhammed’in (S.A.V.) böyle bir ortamda hayata geçirdiği Medine Sözleşmesi, çağının çok ötesinde devrimsel nitelikler taşır. Öyle ki bugünün modern, anayasal ve demokratik hukuk devleti ilkeleriyle çok ciddi benzerlikler barındırır.

Medine Sözleşmesi’nin esasları şu başlıklar halinde ifade edilebilir:

Hukukun Üstünlüğü ve Yasalar Önünde Eşitlik

Modern hukuk devletlerinin en temel sütunu olan bu ilkeler, Medine Sözleşmesi'nde açıkça yer bulmuştur. Sözleşmeden önce Arap toplumunda bir suç işlendiğinde tüm kabile sorumlu tutulur ve sonu gelmez kan davaları güdülürdü. Sözleşme, "suçun şahsiliği" ilkesini getirerek, cezayı sadece suçlunun kendisinin çekmesi gerektiğini hükme bağladı. Böylece güçlü olanın haklı sayıldığı kabile asabiyeti yıkıldı; kim olursa olsun haksızlık yapanın cezalandırılacağı taahhüt edildi. Bu kurallara göre bir suçlu, kendi kabilesinden veya çok nüfuzlu bir aileden gelse bile asla korunamazdı.

İnanç Özgürlüğü ve Vatandaşlık Bağı

Medine Sözleşmesi, farklı inanç ve etnik kökene sahip insanların temel haklarını güvence altına alan bir "vatandaşlık ve haklar beyannamesi" niteliğindedir. Belgenin en önemli maddelerinden biri, herkesin kendi inancını yaşamasını güvence altına alan hükümdür. “Senin dininin sana, benim dinim bana” esasının yer aldığı bu sözleşme, günümüz laik ve seküler hukuk devletlerindeki inanç ve vicdan özgürlüğünün asırlar öncesinden verilen erken bir örneğidir. Sözleşmeye taraf olan tüm grupların canı, malı ve namusu dokunulmaz kabul edilmiş; kimsenin hakkına haksız yere tecavüz edilemeyeceği garanti altına alınmıştır.

Demokratik Uzlaşı ve Ortak Savunma

Bu metin, tek taraflı dikte edilen bir ferman değil; şehirdeki Müslüman, Yahudi ve diğer kabile liderlerinin bir araya gelerek ortak rızasıyla imzaladığı çok taraflı, demokratik bir uzlaşı metnidir. 
Sözleşme, şehirde yaşayan tüm farklı grupları siyasi anlamda tek bir topluluk olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşım, etnik veya dini kimliklerin ötesinde, "Medine vatandaşlığı" diyebileceğimiz modern bir aidiyet bağı oluşturmuştur.
Ayrıca sözleşmeyle birlikte, şehre yapılacak herhangi bir dış saldırıda tüm grupların Medine'yi birlikte savunması hükme bağlanmıştır. Bu da günümüzdeki anayasal vatandaşlık ödevlerini (askerlik ve savunma) çağrıştırır.

Son olarak; esirlerin kurtarılması veya borçların ödenmesi gibi konularda kabilelerin yardımlaşacağını belirtmesi, modern sosyal devlet anlayışındaki dayanışma ve sosyal güvence mekanizmalarıyla birebir örtüşmektedir.

14 asır önce Peygamber Efendimiz arafından insanlığa sunulan, her yönüyle bir insanlık projesi olan Medine Sözleşmesinin; bugünün insanları, toplumları ve ülkelerin idarecileri tarafından ne kadar anlaşıldığını ve uygulandığını okurun takdirine bırakıyoruz.

Umarız İsrail’de yeni kurulacak hükümette Netanyahu gibi Hitler rolüne soyunanlar yer almaz ve yeni hükümet İsrail’i bir terör devleti olmaktan uzaklaştırır.

Yazarın Diğer Yazıları