Prof. Dr. Ahmet Tarhan

YAZ TATİLİ

Prof. Dr. Ahmet Tarhan

Yüz seksen günlük maraton, onlarca sınav, iki koca dönem… Yaz tatili eğitim öğretim yılı içerisinde eğitimciler ve öğrenciler tarafından ara tatillerden daha özlemle gelmesi beklenen molalar. Uzunca bir dönemin ardından yeni eğitim öğretim yılına, okula, arkadaşlıklara başlangıç için soluklanma vesilesi. Hemen sonrasında ise kimi daha donanımlı bir lisede okuma umuduyla LGS ya da bundan sonraki hayatını etkileyeceğini düşündüğü YKS için hazırlığa başlayacak, kimi ise son günün son akşamına kadar gezecek, tozacak, eğlenecek… Bazıları bu kadar şanslı olmayacak, cep harçlığını kazanmak veya ailesinin yükünü az da olsa hafifletmek için -pek de ustalık istemeyen- mesleklerde kendine yer bulacak… Yaklaşık 80-85 günlük yaz tatili tamamlanacak, eğitim öğretim veya hayata ilişkin yepyeni bir sayfa açılarak devam edilecek…

Mehmet, yaz tatillerinde ister ailesinin ekonomik durumundan diye yorumlayın isterseniz koskoca üç ayı boş geçirmek istememesine bağlayın çoğu kez çalışarak geçiriyordu. Komşusunun çay ocağında çalışırken hayatında kendisine rehber olarak benimseyeceği sayısız entelektüel sohbete şahitlik etmişti. Sade biçimde tefriş edilen ve çok da büyük olmayan dükkânda tazelenen her bir çay sonrasında genel kültüre, sağlığa, kamu hizmetlerine, politikaya, arkadaşlıklara, dostluklara kadar ne çok şey öğrenmişti. Çay ocağının ilk müşterilerini sabah namazı Tahir Paşa Camii’nden çıkan cemaat ve bir an önce dükkânı müşterilere hazır etme telaşında olan Zafer esnafı oluşturuyordu. Bunlara gecenin karanlığını aydınlatmaya yüz tutan gün ışığıyla birlikte çarşının farklı noktalarında görevlerine başlayan, buluşma ve soluklanma noktası olarak çay ocağını belirleyen temizlik işçileri eşlik ediyordu. Çay ocağının bir başka müdavimleri, devlet kurumlarında görevli olan henüz mesai başlamadan tavşankanı çay eşliğinde bir simit, birkaç dilim peynir ve üç veya beş zeytinle kahvaltısını yapmayı adet edinmiş memurlardı. Sabahın ilk saatleri bir o kadar yoğun, ama bir o kadar da neşe içerisinde hal hatır sormalar ve güne dair hayır dualarıyla başlıyordu. 

Çay ocağının ikinci demi öğle saatlerinde bulutsuz gökyüzünde kendisine yer bulan yakıcı güneşin ışınlarından korunmak ve yapılan koşuşturma içerisinde kısa bir dinlenme imkânı bulmaya çalışan müşteriler için hazır ediliyordu. Bunlar arasında çetnevir, kına, düğün alışverişinde Bedesten’i arşınlamasına karşın aradığını bulamayıp Zafer’e doğru savrulan dünürler yer alıyordu. Bu kez çaylar, alınan eşyalardan eksik olup olmadığına ilişkin uzun uzun listelerin kontrol edilmesi ve bütçe ile yapılan harcamaların zihinde hesaplanarak denk getirilmesine eşlik ediyordu. Sabah dersleri sonrasında çay ocağının müdavimleri arasında birkaç ay öncesinin değil birkaç gün öncesinin bile üniversite sınavında çok önemli olduğunun bilincinde olan öğrenciler yer alıyordu. Arapoğlu Makası’nda yer alan sayısız dershaneden çıkan öğrenciler, derste anlatılan konuları ve çözülmeyen soruları tekrar tekrar analiz ediyordu. Verdikleri çay molası sonrasında evlerinde yapacakları çalışmalar için planlamayı da büyük bir titizlikle gerçekleştiriyordu. Bir öğrenci grubu da üniversite ve lisansüstü öğrencilerinden oluşuyordu. Çay ocağının duvarlarında kimi zaman Farabi, Biruni, İbn Arabi ve İbn Rüşd gibi İslam düşünürlerinin kimi zaman da Batı düşünürleri Sokrates, Platon, Aristoteles ve Descartes’ın felsefe, bilim, ahlak,  politika ve tasavvufa ilişkin tezleri ve tespitleri yankılanıyordu. 
Çay ocağının son demi Tahir Paşa Camii’nden yankılanan ikindi ezanı ile birlikte hazır ediliyordu. Günlük koşuşturmasını kimi zaman devlet dairesinde kimi zamanda işletmelerde tamamlayan müşterilerin belki de evlerine gitmeden hemen önce günün bir muhasebesini yapmak için uğramaları için hazır ediliyordu. Buradaki sohbetler de çok öğreticiydi tıpkı sabah gün ağarmasıyla başlayan ve öğle saatlerinde çay ocağına konuk olan müşteriler de olduğu gibi. Mehmet’in ikram ettiği tavşankanı çaylar eşliğinde, amansız hastalıklarda mücadeledeki yeni tedavi yöntemleri, elde edilen mahsulün rekoltesi ve çiftçiye ödemelerin hangi tarihlerde yapılacağına ilişkin tahminleri can kulağıyla dinliyordu. Bir başka masada Avrupa kupası maçında ülkemizi temsil eden takımların performansları ve hakem hatalarına ilişkin tespitler ile ülkenin siyasal, ekonomi ve dış politika gündemini çay ocağına erken saatlerde bırakılan yerel ve ulusal gazetelerden alınan bilgi kırıntılarıyla yorumlayan değme spor yorumcuları ve politikacılara taş çıkartan müşterilerinin sohbetlerine şahitlik ediyordu. 

Mehmet için çay ocağı, sadece yaz tatilini değerlendirerek ailesine sağladığı ekonomik bir destekle sınırlı kalmıyor, aynı zamanda gün içerisinde karşılaştığı sayısız müşteriye çay servisi yaparken kulak kabarttığı sohbetlerle entelektüel anlamda inanılmaz bir birikim, donanım ve deneyim kazanmasına da vesile oluyordu. Onun için sabahın erken saatlerinde komşusunun arada bir tekleyen emektar motosikletiyle Pazar günü hariç her gün büyük bir coşku ve istekle Arapoğlu Makası’nda yer alan şirin çay ocağına geliyordu. Müşterileri büyük bir sevinçle karşılıyor, bir abi bir baba gibi bildiği komşusuna da saygıda kusur etmiyordu.

Sabahın erken saatlerinde başlayan mesai, Bedesten’in aksine akşam ezanından birkaç saat sonrasında peşi sıra dükkânların kepenk indirmeye başlamasıyla nihayete eriyordu. Mehmet ve ustası için bu işaret yeni bir koşuşturmanın başlangıcıydı. Çay ocağını yarın sabahki müşterilerine hazır hale getirmek için masa ve sandalyeleri dışarı çıkarılıyor, dükkân büyük bir özenle süpürülüyordu. Çekilen paspas sonrasında içeriye alınan masa ve sandalyeler ıslak ve kuru bezle dükkânın içine titizlikle yerleştiriliyordu. Bunu, biten şekerliklerin doldurularak hazır hale getirilmesi ve gün içinde pek çok kişiye bilgi kaynağı olan gazeteler büyük bir özenle katlanarak arşivlenen yerde yerini alması izliyordu. 

Çay ocağında yaşanan bu döngü ve her bir müşterinin sohbetleriyle aktarılan muazzam bilgi ve deneyim okulların açılacağı haftanın Cuma gününe kadar sürüyordu. Mehmet başta ustası ve çarşı esnafı olmak üzere çay ocağının kadrolu müdavimleriyle bir sonraki yaz tatilinde pek çok şey öğrendiği hayat okuluna kaldığı yerden devam edeceğinin sözüyle vedalaşıyordu.

Yazarın Diğer Yazıları