NÜFUS ARTIŞI NİÇİN AZALIYOR
Kerim Toslak
Nüfus artış hızındaki düşüşün endişe verici boyutlarda olduğu Sayın Cumhur Başkanımızın son açıklamalarıyla gündeme geldi. Nüfus artışımızın istenilen seviyelere gelmesi için, hayata geçirilecek bazı tedbirlerin alınacağı da ifade edildi. 2026-2035 dönemini kapsayan,kapsamlı bir "Aile ve Nüfus On Yılı" stratejisi ve genelgesi yayımlamıştır. Bu kapsamda hem maddi teşvikler hem de sosyo kültürel adımlar atılması planlanmaktadır.
Ortada ülkemizin geleceği konusunda hepimizi endişeye sevk eden ve tedbir almayı gerektiren ciddi bir problem var demek ki.
Bir problem var ise problemin sebepleri ve kaynağı konusunda doğru tesbitler yapılması gerekir. Teşhis doğru konulursa doğru tedavi yöntemi de belirlenir. Sorunun çözümüne de kolay ve etkili şekilde ulaşılır.
12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren döneminde darbecilerin onca çabasına, devlet destekli propagandaya rağmen düşürülemeyen nüfus artış hızının günümüzde endişe verecek seviyeye düşmüş olması, gerçekten düşündürücü bir durum. Üstelik sayın Cumuhur Başkanımızın, iligili her ortamda, konuşmalarında sürekli "en az üç çocuk" hatırlatmalarına rağmen.
Demeki bir yerlerde yanlış giden bir şeyler var. Sorunun kaynağı ekonomi mi, eğitim mi, sosyop psikolojik mi, dini ahlaki yozlaşma mı, hukuki düzenlemeler ile ilgili mi, ciddi şekilde ele alınmalı. Max Weber sosyolojik olayları tek bir sebebi bağlamanın yanlış olduğunu söyler. Doğru ve yerinde bir tespittir. Ben de sorunun kaynağının yukarıdaki belirttiğim konuların tamamı olabileceğini düşünüyorum. Ondan dolayıdır ki bütüncül bir bakışla bu sorunun çözülmesi için tedbir alınması gerektiğini düşünüyorum. Sorunun kaynağını sadece ekonomiye bağlamak ne kadar yanlış ise, ekonominin etkisi yok demekte o kadar yanlıştır. Hukuki düzenlemelerle ilgisi yok demek ne kadar yanlışsa, sadece hukuki düzenlemeler bağlamakta o kadar yanlıştır. Yani bir tek sebebe odaklanıp diğerleri görmezden gelinirse bu sorun çözülmez. Örneğin sorunun kaynağı ekonomik yetersizlik olarak görülüp, doğan her çocuk için teşvik amaçlı parasal destekle istenilen sonuç alınmaz. Toplumun gelir düzeyi yüksek olanlarını etkilemeyeceği gibi alt gelir grubu için de etkisi tartışılır?
Dini ve ahlaki alandaki yozlaşmanın etkisi yoksayılabilir mi?
Geçmişte evlilik yaşının yirmili yaşlarda hatta18-19 yaşlarında iken şimdilerde otuzlu yaşlara gelmiş olmasının doğurganlık üzerindeki olumsuz etkisi yok sayılamayacağı gibi, evlilik yaşının gecikmesinde eğitim sistemindeki düzenlemelerin etkisi de yok sayılamaz. Boşanmaların avrupa ortalamalarına gelmiş olması, boşanma sonrasındaki süresiz nafaka gibi hususlar da gençlerin evlenmekten korkar hale gelmesine neden olmakta değil mi? Bu durumlarda hukuki düzenlemelerin etkisi yok sayılabilir mi?
Görüldüğü gibi sebepler bir biriyle bağlantılı ve biri diğerinin sebebi veya sonucu olarak bir bütünlük gösteriyor. Çözüme de bu perspektiften bakmak lazım.
Bir fikir vermesi için spesifik bir örnek olarak, sosyolojik bir konu olan "köyden kente göçün", konumuzla ilgisi ele alındığında daha net bir tablo ortaya çıkar. Köyden kente göçün ekonomik, siyasi, hukuki, eğitimle iligili v.b bir çok sebebi vardır. Bu sosyolojik hadisenin bir çok olumlu ya da olumsuz sonucu omuştur. Nüfus artış hızının düşmesi olumsuz sonuçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
1970 yılı Türkiye Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Türkiye'nin toplam nüfusu 35 milyon ,605 bin civarıdır. Bu nüfusun yaklaşık %62 - %63 civarı kırsalda (köy ve kasabalarda), yaklaşık %33.6 - %38 civarı da şehirlerde yaşamaktadır. 1970 yılında nüfus artış hızı %2,68dir. 2025 yılında nüfusun %93,6 şehirlerde %6,4 köylerde ve kasabalarda (kırsalda) yaşamaktadır. Yusuf artış hızı 1,48'in altına düşmüştür. Görüldüğü gibi şehirleşme arttıkça kırsal nüfus azaldıkça ters orantılı olarak nüfus artış hızı düşmektedir. Yani şehirleşme nüfus doğurganlığı azaltıyor. Kırsalın ve köylerin boşalması nüfus artışını düşürüyor. Bunun üzerinde durulması gerekiyor.
Elbette boşalan köyleri ve şehre yerleşen köylüleri zoraki köylere geri döndürmenin imkanı yok. Ancak bazı tedbirler alınırken bunların da görülüp değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Selçuklu/ Konya