ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE EĞİTİMİN BAŞARISI İÇİN OKULLARDA YAPILABİLECEKLER
Kerim Toslak
Son olaylarda yazılıp, çizilenlere ve yapılan yorumlara baktığımızda, 1. derecede sorumluluk çoğunlukla okullara ve eğitim sistemine yükleniyor. Geçen haftaki yazınızda da belirttiğim gibi elbette bu yaklaşımda haklılık payı var. Ancak 1. derecede sorumluluk okulu ve eğitim sisteminde değil demiştik. Özet olarak 1. derecede sorumluluğun ailelerde olduğunu ifade ederek, batılılaşma ve dijital çağın, görsel ve sosyal medyanın etkisi ve katıkısıyla geleneksel aile yapısındaki bozulmanın, olması gereken aile terbiyesi olgusunu büyük ölçüde bozduğunu söylemiştik . Bugünkü yazımızda okul ve eğitim sistemi üzerinde duracağız.
Bir köşe yazısı olmasını göz önüne alarak konuyu ayrıntılara girmeden mümkün olduğunca özet olarak ele almakta fayda vardır. Konuya okullardaki fiziksel koşullar, öğretmen-idareci ve eğitim sistemi yönüyle ayrıntıya girmeden meslek hayatımızda edindiğimiz tecrübeler ışığında temas edeceğiz.
Okullardaki fiziksel koşullar geçmişe göre son yirmi yılda bir hayli iyileşti. Bu konuda hükümetin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak fiziksel koşullarla ilgili iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Son dönemlerde yapılan okullarda iç mekanda ve bina çevresinde o kadar çok sote bölümler oluştu ki nöbetçi öğretmenlerin kontrol sağlaması oldukça zor. Bu konuyu en son görev yaptığım bir okulda dile getirmiştim. Okulun dış görünüşü ihtişamlı ve geleneksel Selçuklu, Osmanlı mimarisini andırıyor. Ancak içeriye girdiğin zaman aynı katta birçok sote girintili çıkıntılı bölümler olunca öğrencilerin kontrolü oldukça zor. Halbuki daha önce yapılan okullarda ortada bir koridor iki tarafta derslikler koridorun bir başından bir başına baktığı zaman öğretmen her tarafı görebiliyordu. Aynı şekilde bahçe ve oyun alanlarında da gözden ırak, kıyıda köşede sote yerler olmamalı. Bu tür yerler akran zorbalığı ve diğer disiplin sorunlarının oluşabileceği yerlerdir. Özellikle bu konulara okul mimarisinde dikkat edilmesi gerekir. Öğretmen ve idarecilerin tecrübesinden yararlanılması gerekir.
Bir başka hususta okul bahçesi çevresinin duvarlarla ve demir parmaklıklarla muhafaza altına alınmasıdır. Önüne gelenin atlayıp girip çıkacağı yerler olmamalı. Bugün yaşananları eleştirenlerin birçoğu dün okul çevre duvarları üzerine yapılan demir korkulukları, okullar cezaevi mi, nedir bu demir korkuluklar diye eleştiriyorlardı. Halbuki aklın ve mantığın gereği neyse o yapılmalı değil miydi? Madem ki okul güvenliğinden söz ediyoruz estetik ve görüntü 2. 3. planda kalmalı. İsteyen öğrenci ve veli bahçe duvarından ya da çitlerin üzerinden atlayarak okula dalamamalı. Yoksa kapıda alınabilecek tedbirlerin hiçbir anlamı olmaz.
Öğretmenler ve idareciler yönünden konuyu ele alacak olursak; her şeyden önce ahlakıyla, duruşuyla, yaşantısıyla öğrenciye örnek olacak, rol model olabilecek öğretmen yetiştirmek gerekir. Öğrenci için öğretmenin konuştuklarından çok yaptıkları önemlidir. Hali farklı dili farklı eğitimcilerin başarılı olması hayaldir. Çocuk duyduğuna değil gördüğüne bakar. Bir şey sormak için idareci odasına veya öğretmenler odasına gelen öğrenci bilgisayarda oyun oynayan öğretmenini görmemesi gerekir. Öğrenciye örnek olacak kişilik sahibi öğretmenlerin yetiştirilmesi oldukça önemlidir. Eğitim yöneticilerinin atanmasında sadece sınav kriteri değil, tecrübe ve liyakata da dikkat edilmeli. Lider kişilikli yöneticiler eğitim sistemini ileriye taşıyabilir. Omurgalı duruş sergileyebilir. Eğitimciler siyasetlerini, ideolojilerini, sendikal kimliklerini okulun bahçe kapısının dışında bırakabilmeli. Eğitim sistemi ile ilgili en çok eleştirlen konulardan biri zorunlu eğitimin on iki yıla çıkarılması. Şahsen ben de eleştiriyorum. Bunun zararı sadece eğitime değil, sosyo ekonomik açıdan, telafisi zor bir çok zararları olmuştur. Köyler boşalmış, şehirler obezleşmiş, beraberinde bir çok alt yapı sorunları yanında, ortaya çıkan varoş kültürü ve sosyo psikolojik sorunlar... Eğitim herkesin hakkı. Ancak o hakkı kullanmak istemeyeni on iki sene sınıflarda tutmak makul bir yol değil. İlk beş yıl ya da altı yıl zorunlu eğitim yeterli olmalı. Herkesi vasıflı vasıfsız üniversite mezunu yapmış olmak ülke için iyilik değildir. Bir başka sistemsel sorun da her bakan değiştikçe sistem değişiyor. Eğitim sistemi bir deneme tahtası olmamalı. Her sene ya sınav sistemi değişir, ya müfredat değişir, ya sınıf geçme sistemi değişi, disiplin yönetmeliği degişir v.s. Bunu eleştirince de "hayat değişkendir" diyerek Heraklitos felsefesine sığınılır. Halbuki değişmesi gereken öğretim boyutudur. Eğitimin ahlâki/insani boyutu değişmez.
Bir başka konu da caydırıcılığı ve yaptırımı olan bir disiplin yönetmeliği olmalı. Disiplin yönetmeliği yok demesinler diye yazılmış uygulanabilirliği ve etkisi olmayan bir disiplin yönetmeliği olacağına olmasın daha iyi.
Selçuklu/ Konya