Osman Avcı

Altın kuyruğunda iki Türkiye koruyanlar ve kazananlar

Osman Avcı

Bugünlerde Konya sokaklarında, özellikle kuyumcu çevrelerinde gözle görülür bir hareketlilik var. Ancak bu tabloyu yalnızca bir “zenginlik” emaresi olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Aksine bu hareketlilik; içerideki ekonomik darboğazın, dışarıdaki küresel risklerin ve bu trafiği fırsata çevirenlerin oluşturduğu çok katmanlı bir tablodur.

İçerideki darboğaz: Alım gücü savaşı

Lafı dolandırmaya gerek yok: Ülkemiz ciddi bir ekonomik darboğazdan geçiyor. Yüksek enflasyonun gölgesinde, vatandaşın cebindeki paranın alım gücü her geçen gün eriyor. Konya halkı da bu “erimeye” karşı elindeki kısıtlı imkânlarla bir hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Altına yöneliş, lüks bir yatırım sevdası değil; mutfaktaki yangına ve marketteki etiketlere karşı kurulan bir “ekonomik savunma hattı”dır.

Fırsatı görenler: Bu işten kimler kazanıyor?

Elbette bu hareketliliğin tek sebebi “korunma” refleksi değil. Piyasadaki sert iniş çıkışları profesyonel birer fırsata çeviren, tabiri caizse “puslu havayı seven” bir kitle de var.

Düşüş anlarında yüklü alım yapıp, en ufak bir yükselişte kâr realizasyonu sağlayan bu “uyanık” yatırımcı grubu, çarşıdaki trafiğin önemli bir kısmını oluşturuyor. Yani bir yanda ekmeğini korumaya çalışan vatandaş, diğer yanda bu dalgalanmadan kâr sağlayan “al-sat”çı bir kitle… Aynı kuyrukta, farklı niyetlerle buluşuyorlar.

Dışarıdaki fırtına: Orta Doğu denklemi

İçerideki bu sıkışmışlığın üzerine bir de yanı başımızda, Orta Doğu’da tırmanan gerilimler eklenince tablo daha da karmaşıklaşıyor. Küresel piyasalarda savaş korkusu altın fiyatlarını tetiklerken, vatandaş hem içerideki enflasyonla hem de dışarıdaki bu belirsizlikle aynı anda mücadele ediyor.

Orta Doğu’daki gerilim süreci şartları hafifletmiyor; aksine, zaten zor olan tabloyu küresel bir riskle daha da ağırlaştırıyor.

Sonuç: Birikim mi, mecburiyet mi?

Kısacası, Konya’da altına olan bu ilgi tek bir sebebe bağlanamaz. Bir yanda küresel belirsizliklerin ve ekonomik zorlukların getirdiği rasyonel bir korunma çabası, diğer yanda ise bu trafiği kazanca dönüştürenlerin hesabı var.

Vitrinlerdeki o milyonluk setler parlamaya devam etse de, sokağın asıl gündemi; yarını güvence altına alma savaşı ile bu piyasadan pay kapma yarışı arasında gidip geliyor.

Unutmayalım ki Bedesten’deki o küçük altın paketlerinin nabzı, bugün hem içerideki enflasyonun ağırlığıyla hem de Orta Doğu’daki jeopolitik kırılmalarla aynı anda atıyor.

Büyük resmi okumak; içerideki dar boğazı, bu işin ticaretini yapanları ve sokağın sesini görmezden gelmeden, küresel denklemle dürüstçe birleştirmeyi gerektirir.

Yazarın Diğer Yazıları