Osman Avcı

Dava mı, Alkış Korosu mu?

Osman Avcı

“Kraldan çok kralcı” diye bir tabir vardır…Son günlerde bazı kalemler, ekran yüzleri ve sosyal medya fenomenleri tam olarak bu tanımın ete kemiğe bürünmüş hali gibi davranıyor.

Özellikle AK Parti Gençlik Şöleni sonrası yaşanan tartışmalar, aslında yalnızca bir etkinliğin değil; AK Parti içerisindeki dava anlayışının da yeniden sorgulanmasına neden oldu.

Çünkü toplumun muhafazakâr tabanında ciddi bir kırılma ve rahatsızlık oluştu.

Bir tarafta; Yasin Börü gibi kurban eti dağıtırken vahşice katledilen gençlerin temsil ettiği bir dava şuuru…Diğer tarafta ise yıllardır sosyal medyada muhalif kimliğiyle ön plana çıkan, muhafazakâr mahalleyle hiçbir aidiyet bağı kurmamış bazı isimlerin “gençlik şöleni” adı altında sahneye çıkarılması…

AK Parti’ye gönül vermiş insanlar da doğal olarak şu soruyu sordu:“Bu davanın yükünü yıllarca omuzlayan gençler dururken neden bu isimler ön plana çıkarılıyor?”

Aslında bu soru son derece doğal bir taban refleksiydi.Fakat meseleye sağduyuyla yaklaşmak yerine bazı ekran gazetecileri ve sosyal medya fenomenleri adeta saldırıya geçti.

Eleştiren herkesi yaftaladılar.Kimisini gerici ilan ettiler, kimisini ayrıştırıcı olmakla suçladılar, kimisine ise doğrudan hain muamelesi yaptılar.

Oysa ortada ihanetten değil, aidiyet sorgusundan doğan bir rahatsızlık vardı.

Çünkü AK Parti’nin yıllarca ayakta kalmasını sağlayan şey sadece seçim başarısı değildi.Bu hareketi güçlü tutan asıl unsur; insanların kendisini büyük bir davanın parçası olarak görmesiydi.

Tam da bu yüzden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında özellikle vurguladığı şu cümle son derece önemliydi:

“Bu hareket ümmet davasıdır.”

Bu söz aslında çok net bir mesaj içeriyordu.AK Parti’nin yalnızca seçim kazanan bir siyasi organizasyon olmadığını, bir medeniyet iddiası taşıdığını yeniden hatırlatıyordu.

Fakat gelinen noktada bazı çevreler davayı anlamaktan çok, iktidarın gölgesinde pozisyon almaya odaklanmış durumda.

Dava bilinci taşıyan insanları küçümseyen, tabanın sesini “eski kafa” diyerek aşağılayan, eleştiriyi ihanet gibi sunan bu anlayış; AK Parti’nin kuruluş ruhuyla taban tabana zıttır.

Çünkü bu hareket geçmişte vesayetle mücadele ederken de toplumun sesine kulak veriyordu.Kendisini eleştiren insanları hemen düşmanlaştırmıyordu.

Bugün ise bazı isimler adeta sosyal medya üzerinden bir “mahalle baskısı” kurmaya çalışıyor.Kim daha yüksek sesle alkışlıyorsa makbul sayılıyor.Kim soru soruyorsa hedefe konuyor.

Oysa siyaset; alkışla değil, tabanın hissiyatını doğru okuyabilmekle ayakta kalır.

AK Parti seçmeni yıllarca bu hareketi yalnız bırakmadı.En zor dönemlerde sandığa gitti.15 Temmuz’da meydanlara indi.Ekonomik krizlerde sabretti.Uluslararası operasyonlarda liderinin arkasında durdu.

Şimdi aynı seçmen yalnızca bir soru soruyor:“Bizim değer verdiğimiz insanların yerine neden bizi temsil etmeyen figürler öne çıkarılıyor?”

Bu soruya cevap vermek yerine seçmeni suçlamak, kibirli bir siyasi dil üretmekten başka bir şey değildir.

Çünkü tabanın sesini bastırmaya çalışmak kısa vadede alkış getirebilir ama uzun vadede kopuş üretir.

En tehlikeli nokta da tam burasıdır.

Zira bir hareket kendi tabanının hissiyatını kaybetmeye başladığında geriye sadece sloganlar kalır.

Sloganlar ise seçim kazandırabilir belki…Ama dava inşa edemez.

Bugün AK Parti’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla alkış değil, daha fazla samimiyettir.Daha fazla sosyal medya şovu değil, daha fazla aidiyet duygusudur.

Çünkü hiçbir dava, sadece alkışlayanlarla ayakta kalamaz.Ve hiçbir hareket, kendi öz evlatlarının sesini duymadan geleceğe yürüyemez.

Yazarın Diğer Yazıları