Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU            (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

KAZAN HANLIĞI

Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

Doğu Avrupa ve geniş Asya coğrafyasında 1225-1502 yılları arasında hüküm süren Altın Ordu Devleti’nin zayıflama sürecine girmesi ve ardından yıkılmasıyla birlikte birçok hanlık ortaya çıkmıştır. 

Bunlar arasında Kırım Hanlığı (1441), Kazan Hanlığı, Sibir Hanlığı, Astrahan Hanlığı, Kasım Hanlığı ve Özbek Hanlığı öne çıkmaktadır.


Adını başkent Kazan şehrinden alan Kazan Hanlığı, Türk-İslam dünyasının kuzeydoğu kesiminde, önemli ulaşım yollarından biri olan İdil (Volga) Nehri’nin orta havzasında kurulmuştur. 

Farklı dönemlerde yaklaşık 750 bin kilometrekarelik bir alana hâkim olan hanlık, bölgenin siyasi ve kültürel hayatında önemli bir rol oynamıştır.

KAZAN HANLIĞI

Kazan Hanlığı’nın sınırlarını kesin olarak belirlemek güç olmakla birlikte, hâkimiyet sahası günümüzde Rusya Federasyonu sınırları içinde bulunan Tataristan, Çuvaşistan, Udmurtya, Mari El ve Başkurdistan özerk cumhuriyetlerinin yanı sıra Ulyanovsk, Penza, Saratov, Samara ,Perm, Tambov ve Ryazan bölgelerini kapsamaktaydı.

Altın Ordu Devleti’nin hâkim olduğu topraklarda kurulan hanlıkların tamamı zaman içerisinde Rusların egemenliği altına girmiştir. 

Altın Ordu döneminde bir knezlik ( prenslik ) durumunda olan Moskova Knezliği, devletin dağılmasının ardından hızla güçlenmiş ve topraklarını genişletmiştir. 

Önce Çarlık Rusyası’na, ardından Sovyetler Birliği’ne dönüşen bu siyasi yapı, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasından sonra Rusya Federasyonu olarak varlığını sürdürmektedir.

KAZAN HANLIĞI

Rus yönetimleri, isimleri ve rejimleri değişse de hâkimiyet kurdukları Türk yurtlarında Ruslaştırma politikalarından vazgeçmemiştir. Bu politikalar sonucunda sürgünler yaşanmış, pek çok Türk topluluğu ata yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bu göç hareketleri yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamış birçok ülkeye dağılmışlardır. Bazı Kazan Tatarları Kamçatka üzerinden Japonya’ya kadar ulaşmıştır.

Genel olarak “İdil-Ural Bölgesi” olarak adlandırılan bu coğrafyadan, Kırım’dan olduğu gibi, Türkiye’ye de çok sayıda iyi yetişmiş aydın gelmiştir. 

Bunların bir kısmı başka ülkelerden davet edilerek Türkiye’ye getirilmiş, özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet kurumlarında, eğitim ve kültür hayatında önemli görevler üstlenmişlerdir.

Büyük Türkçü Yusuf Akçura, Türkoloji alanının önde gelen âlimlerinden Abdürreşid Rahmeti Arat, etnograf, arkeolog ve dilbilimci Hamit Zübeyr Koşay,  büyük tarihçi Zeki Velidi Togan, eğitimci ve yazar Zakir Kadiri Ugan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi anatomi hocalarından Prof. Dr. İbrahim Veli Odar, ömrünü Türk kültürü ve Türk kültür tarihine adamış Prof. Dr. Abdulkadir İnan, Türkiye’yi “vatanım” olarak nitelendiren Türkolog ve Mongolist Prof. Dr. Ahmet Temir ile siyasetçi ve bilim insanı Sadri Maksudi Arsal, Türkiye Cumhuriyeti’ne önemli hizmetlerde bulunmuş ve birçok Türk aydınının yetişmesine katkı sağlamış İdil-Ural kökenli seçkin şahsiyetlerden yalnızca bazılarıdır.

Yazarın Diğer Yazıları