DÜNYA GÜÇ DENGELERİNİ DEĞİŞTİREN SİYASETÇİ: GORBAÇOV
Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)
Sovyetler Birliği'nin (SSCB) son devlet başkanı olan Mihail Gorbaçov, 20. yüzyılın en önemli siyasetçilerinden biridir.
Gorbaçov, Sovyetler Birliği'nde sistemin yürümediğini görmüş, yaşanan ekonomik sıkıntıları aşmak amacıyla sistemi yeniden yapılandırmaya girişmiş, ancak bunda başarılı olamamıştır. Sonuçta sistemin kontrolsüz bir şekilde çökmesine ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasına zemin hazırlamıştır.
Yaklaşık 70 yıl varlığını sürdüren SSCB'nin çözülüp dağılma sürecinde direksiyonun başında Gorbaçov bulunuyordu.
Sovyetler Birliği'nin dağılması yalnızca bu devletle sınırlı kalmamış, dünya güç dengelerini de köklü biçimde değiştirmiş ve dünya tek kutuplu bir yapıya dönüşmüştür. Bu değişim uluslararası ilişkiler açısından Yalta Konferansı'ndan (1945) sonraki en büyük değişim olarak kabul edilmiştir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ABD, tek küresel güç hâline gelmiş ve daha saldırgan bir dış politika izlemeye başlamıştır.
1990'larda Körfez Savaşları ile başlayan süreç, daha sonra "Arap Baharı" olarak adlandırılan olaylarla devam etmiş, halen dünyanın pek çok yerinde emperyal politikalarına devam etmektedir.
Gorbaçov, politikalarını "Perestroyka" ve "Glasnost" ilkeleri üzerine inşa etmiştir.
"Yeniden Yapılanma" anlamına gelen Perestroyka; Sovyet ekonomisini modernleştirmeyi, merkeziyetçiliği azaltmayı ve sınırlı ölçüde serbest piyasa mekanizmalarını devreye sokmayı amaçlayan ekonomik ve siyasi reform programıdır.
Glasnost ise "Şeffaflık" anlamına gelmektedir. Bu politika; sansürün büyük ölçüde kaldırılmasını, devlet kurumlarının faaliyetlerinin halka açılmasını, basın özgürlüğünün genişletilmesini ve Sovyet tarihinin, Stalin dönemi de dâhil olmak üzere, özgürce eleştirilebilmesini öngörüyordu.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinde önemli rol oynayan Gorbaçov, ABD ile ilişkileri yumuşatmış ve nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik anlaşmalar imzalamıştır.
Ayrıca, "Paktan ayrılmak isteyen ülkelere Moskova'nın müdahale etme hakkı vardır" anlayışını esas alan Brejnev Doktrini'ni dikkate almamıştır. Paktan ayrılmak isteyen ülkelere geçmişte Macaristan (1956) ve Çekoslovakya’ya (1968) yapıldığı gibi acımasız askeri müdahalelerde bulunmamıştır.
Gorbaçov, Doğu Almanya'nın Batı Almanya ile birleşmesini Almanya'nın kendi iç meselesi olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, Berlin Duvarı'nın 1989 yılında yıkılmasına ve Soğuk Savaş'ın çatışmasız bir şekilde sona ermesine katkı sağlamıştır.
Sovyetler Birliği'nin çözülme sürecinde önce Rus olmayan Baltık ülkeleri ayrılmıştır. Sonra Orta ve Doğu Avrupa’da olan devletler birlikten ayrılmıştır. Kafkasya'da bağımsızlık hareketleri hız kazanmış, Türkistan coğrafyasında bağımsız Türk devletleri kurulmuştur.
Aralık 1991'de Sovyetler Birliği resmen feshedilmiş, Gorbaçov görevinden istifa etmiş ve Rusya Federasyonu'nun ilk devlet başkanı olarak Boris Yeltsin göreve gelmiştir.
Rus halkı, Sovyetler Birliği’nin dağılma döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır. Temel ihtiyaçlarının büyük kısmının devlet tarafından karşılandığı, her türlü yönlendirmelerin ve görevlendirmelerin devlet tarafından yapıldığı bir sistemde, bir anda ister çalış, ister çalışma politikasına dönülmüştür.
Rus halkının hiç bilmediği, sistemde hiç alt yapısı olmayan Serbest Piyasa ekonomisine geçilmesi halkta büyük şaşkınlık ve bunalım yaratmıştır.
Mihail Gorbaçov, 1996’da yeniden Rusya Devlet Başkanlığına aday oldu. Seçimde sadece yaklaşık %0,5 oy alabildi ve 11 aday arasında yedinci oldu.
Rus halkı dağılma dönemindeki sıkıntılarından Gorbaçov’u sorumlu tuttu ve onu “ülkeyi dağıtan” adam olarak gördü.
Gorbaçov ülkesinde sevilmese de dünyada saygı gören bir devlet adamı olarak uluslararası platformlarda görüşlerine başvurulmuş ve dünya barışı üzerine konuşmalar yapmıştır.
91 yaşında hayata veda eden Gorbaçov, çiftçi bir ailenin çocuğu idi. 2 Mart 1931'de Rusya'nın güneyindeki Stavropol bölgesinde doğmuştu. Anne ve babası kolektif çiftliklerde çalışıyordu. Kendisi de genç yaşlarda biçerdöver kullanmayı öğrenmiş, bir yandan çalışırken diğer yandan eğitimini sürdürmüştü. 1955 yılında Moskova Devlet Üniversitesi'nden mezun olduğunda Komünist Parti'nin aktif üyelerinden biri hâline gelmişti.
Bazı siyaset yorumcuları; “Batılı devletler ( ABD dâhil ), Gorbaçov'un barışçıl yaklaşımını ve dünya barışı için gösterdiği çabaları tam olarak anlayamamış ve kendisine verdikleri sözleri de yerine getirmemişlerdir.
Batı, yalnızca, "Komünizm yıkıldı, sevincine odaklanmış; Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde ve sonrasında Rusya Federasyonu'na destek olmak yerine ortaya çıkan fırsatlardan yararlanmayı tercih etmişlerdir” demişlerdir.
Sovyetler Birliği’nin dağılması kaçınılmazdı aslında. Çünkü sistem her yönden hantallaşmış, verimsiz hale gelmiş ve ülke yönetilemez hale gelmişti. Sovyet yöneticileri zamana uygun sistem değişikliklerini yapmamışlardı. Kontrol altında tutulan bütün ülkelerin halkları dünyadaki gelişmeleri görüyordu. Artık sınırları kapatmak, duvarlar yapmak işe yaramıyordu.
Büyük Atatürk sistemdeki anlayışı görmüş olmalı ki, 1934 yılında Sovyetler Birliği’nin bir gün dağılacağını söylemişti.
Mihail Gorbaçov isteyerek olmasa da, kavgalı-gürültülü olacak bir ayrışmayı-dağılmayı, sadece demir perdeyi biraz aralayarak, herkesin sessiz sedasız çıkıp gitmesini sağlamış oldu.
Tarihin kararının Gorbaçov lehine olacağı kanaatindeyim.

