ÖĞRETMEN YETİŞTİRME PROGRAMI ARAYIŞLARI
Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)
Öğretmen yetiştiren Eğitim Enstitüleri Eğitim Fakültelerine dönüştürüldükten sonra (1982), çok geçmeden yurt içinden ve yurt dışından öğretmen yetiştirme programı arayışına girildi.
Bu amaçla Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) 1997 yılında eğitim fakültesi olan üniversitelerin rektörlerini gruplar halinde Amerika ve İngiltere’de bazı üniversitelere götürdü.
Bu eğitim gezilerinde bir grupta ben de yer aldım. Bizim grupta birkaç eğitim fakültesi dekanı da bulunuyordu.
Amerika’da ziyaret ettiğimiz üniversitelerden biri Arizona Devlet Üniversitesi idi.
Bize orada öğretmen yetiştirmede, onların yeni başladığı, henüz neticelerini görmedikleri uygulama ağırlıklı eğitim anlatıldı. Bu anlatım esnasında yanımda oturan öğretmen okulu mezunu olduğunu bildiğim, eğitim fakültesi dekanına “siz öğretmen okulunda böyle yetişmediniz mi” diye sordum. O da “böyle yetiştik” dedi. “O zaman biz burada neyi arıyoruz” dedim. Ben öğretmen okulunda okumasam da, öğretmen okullarında uygulamalı bir eğitim verildiğini biliyordum.
Aslında sorumun cevabı basitti.
Sadece öğretmen yetiştirmede değil, eğitimin her alanında büyük tecrübeleri olan bir ülkeyiz.
Bugünkü bazı eğitim kurumlarımızın kökleri Osmanlı dönemine kadar uzanır.
Her yıl eğitim fakültelerimizde 16 Mart günü, öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü olarak kutlanır. 16 Mart 1848 Darül Muallimin-i Rüşti’nin kuruluş tarihidir.
Batı tipi öğretmen yetiştirme düşüncesi ile kurulan bu öğretmen okulunun kuruluşunun üzerinden 178 yıl geçmiş, biz hala öğretmeni nerede ve nasıl yetiştireceğimizin arayışı içindeyiz.
Eğitim kurumlarımızı zamana uygun olarak geliştirerek, büyüterek, köklü kurumlar haline getirme yerine, okulları kapatarak yol aldığımız önemli bir gerçek. Sadece öğretmen yetiştirmede değil, halen eğitim sistemimizi rayına oturtamadık. Eğitimin felsefesine hiç uymayan dene-değiştir yöntemi ile yol almaya çalışıyoruz. Geçmişte yapılanları bilmeyip, tekrar aynı şeyleri yapma alışkanlığı bize çok pahalıya mal olmaktadır.
MEB’nın yaptığı yeni değişikliğe göre, devlet okullarında öğretmen olmak için artık eğitim fakültelerinden mezun olmak, KPSS’de başarılı olmak yeterli olmayacak.
MEB’nın açacağı Milli Eğitim Akademilerinden de başarı ile mezun olmak gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, Akademi'deki “Mesleğe Hazırlık Eğitiminin” 14 ay olarak planlandığını ve öğretmen adaylarının bu sürenin büyük çoğunluğunu uygulamalı derslerde geçireceklerini belirtti.
Milli Eğitim Akademilerine girişte mülakat olmayacak, ÖSYM ile birlikte “Akademiye Giriş Sınavı- AGS” yapılacak, başarı puan sıralamasına ve Milli Eğitimin öğretmen ihtiyacına göre Akademiye öğrenci alınacak.
Bakanlık “mesleğe hazırlık eğitimini” Ankara, Erzurum, Aksaray, İstanbul, Kayseri, Gaziantep ve Sivas'ta açacağı Milli Eğitim Akademilerinde verecek.
Akademiyi başarı ile bitiren öğretmen adayları sözleşmeli öğretmen olarak atanacaklar.
Bu yeni değişikliğe göre “atanamayan öğretmenler” meselesi ve mülakatlarda şeffaflık yok, kayırmacılık oluyor gibi tartışmalar da sona ermiş oluyor.
MEB'in yeni projesinde yer alan “Hizmete hazırlık eğitimi “ bir hizmet içi eğitim olmadığına göre, eğitim fakültelerinden yeni mezun öğretmen adaylarının, eğitimlerinin yetersiz bulunmaları ile igili olduğunu söylemeye gerek yok.
MEB’i bu yeni projesi ile bir anlamda, “devlet okulları için ben ihtiyacım kadar yeni mezun öğretmen adayını sınavla Milli Eğitim Akademilerine alırım, bu akademilerde 14 ay mesleğe hazırlama eğitimlerine tabi tutarım, başarılı olanları sözleşmeli öğretmen olarak atarım” diyor.
Milli Eğitimin bu yaklaşımının öğretmenlik mesleğinde ikiye ayrılmayı beraberinde getireceğine şüphe yok.
Özel sektör kuruluşlarının okullarında da çok sayıda öğretmen olduğu düşünülürse, Akademiyi bitirenler, Akademili olmayanlar ayırımının olacağı kaçınılmaz. Bunun sakıncaları özel okullarından devlet okullarına geçmek isteyen öğretmenlerde çok geçmeden görülecektir.
MEB’nın yaptığı yeni değişiklikle ilgili YÖK’ten olumlu veya olumsuz basına yansıyan bir görüşe rastlamadık. Bizce YÖK bu konudaki görüşünü kamuoyu ve akademik çevrelerle paylaşmalıydı. Nihayet öğretmen yetiştiren 101 eğitim fakültesi, içerinde bulunduğu üniversitelerle beraber kendisine bağlıdır.
Herkes öğretmen olma hakkına sahiptir. Eğitimin esas öğesi öğretmendir. Öğretmen özellikli bir meslektir. Herkes öğretmen olamaz.
Bu sebeple her yıl binlerce öğrenci ilk tercihlerinde eğitim fakültelerini yazarak, öğretmen olma arzusu ve hayali ile eğitim fakültelerine koşmaktadır.
Her ne kadar günümüzde her türlü bilgiye ulaşmak kolaylaşmış ve eğitime yapay zeka (YZ) girmeye başlamışsa da, bunlar öğretmenlik mesleğini önemsizleştirmiyor, aksine daha önemli hale getiriyor.
Artık günümüzde bilgi teknolojilerini bilen, o teknolojileri iyi kullanan ve YZ ‘yı bilen öğretmenlere ihtiyacımız var. Güçlü eğitim ordumuzun genç olması nedeni ile bu yönden avantajlı bir ülkeyiz.
Eğitim çağında olan 30 milyona yakın çocuğumuzu her yönden iyi yetiştirmek mecburiyetindeyiz.
Bu da iyi planlanmış ve istikrarlı bir şekilde yürütülen eğitim sistemi ile başarılır.