HAYATIN İZLERİNDE KAYBOLMAK
Prof. Dr. Ahmet Tarhan
Doğum ile ölüm arasındaki kısacık hayat yolculuğunda bizleri öylesine çevrelemişler ki onlardan ayrı bir an bile geçirmek pek de mümkün görünmüyor.
Belirti, gösterge, im, emare gibi karşılıklarla sözlüklerde rastladığımız işaretler, dünyaya “merhaba” nın ilk saatlerinde hayatımızda yer etmeye başlıyorlar: İçinde binbir sürprizi barındıran hayata geldiğinizi hastanede çığlıklarınızla etrafınıza haykırdıktan kısa bir süre sonra işaretler de size kocaman bir “hoş geldin” diyor.
Dünyaya gelir gelmez; kızsanız pembe, erkekseniz mavi, üzerinde annenizin ismi yazılı bileklik o minicik bileğinize takılıyor.
Birkaç gün sonra Nüfus İdaresi’nce adınıza hazırlanan kimlik kartı ile o yaşta aklınızın alamayacağı yoğunluk ve karmaşıklıkla çok sayıda harf ve rakamla resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin bir üyesi vatandaş olarak dahil oluyorsunuz.
Ebeveynlerinizce seçilen giysilerin tür ve renkleri, adınıza beğenilerek satın alınan kimi zaman acıktığını ya da uykusunun geldiğini dillendiren sırma saçlı bebekler, kimi zamansa doğum günlerinizde size açmanız için uzatılan paketlerden çıkan etrafa ışık saçan uzaktan kumandalı arabalar gibi pek çok oyuncak da sizin bundan sonrası için hayatınıza yön vermek için yarışıyor.
Ailede alınan ilk eğitim sürecindeki size yönelik seslenmeler, sevgi sözcükleri ya da aile içerisinden başlayan rol tanımları da bu genel kabullere göre şekillenir.
Ailede oluşturulmaya başlanan davranışlarınızı kalıplara göre şekillendirme sürecini anaokulu eğitimi izler. Drama öğretmenleriniz nezaretinde rollere bürünerek kurduğunuz oyunlarda ya da oynadığınız piyeste kiminiz anne ya da kuş; kiminiz ise bir aslan ya da baba oluyorsunuz...
Sizleri toplumdaki genel kabullere göre hayata hazırlama süreci, ilk ve orta derken yükseköğreniminizde de sürüp gider…
Gündelik hayat koşuşturması içerisinde de sizleri yalnız bırakmazlar: İster yaya, ister sürücü olarak dışarı çıkın hemen kendinizi işaretlerle kurgulanmış trafik kurallarının içinde buluverirsiniz: Trafik lambaları, yaya geçitleri, dur işaretleri, park yapılmazlar...
Hatta ehliyet kursundaki hocanızın bile önündeki kitaptan kopya almak zorunda kaldığı ve akılda tutmanın da pek de kolay olmadığı işaretler dizisini önceden bildiğiniz ve buna göre hareket etmeniz gerektiği gibi zorunlu bir durum içine düşüyorsunuz. Trafik adı verilen işaretlerle kurulu düzen içerisinde...
Peki bu kadar mı? Tabii ki hayır! Şehir kütüphanesinde aradığınız kitabın hangi raf ve salonda olduğunu belirten kataloglar ve salonlar ile rafları belirten harf ve numaralar, hangi güzergâhlara giden otobüslerin hangi durakta beklemeniz gerektiğini belirten belediye tarafından konulan dijital tabelalar, hastanelerde tedavi olmak istediğiniz birimi size işaret eden yönlendirmeler, ceketinizin yakasına iliştirdiğiniz siyasi parti ya da sivil toplum kuruluşuna ait rozetler, takip ettiğiniz haber sitelerinden telefonunuza gelen bildirimlere tıkladığınızda sizleri karşılayan binlerce farklı semboller, satın aldığınız gıda veya giyeceklerin kimin tarafından üretildiğini gösteren markalara ait simgeler, kapalı alanlarda sigara içmenin yasak olduğunu gösteren uyarılar, otogar ve hava limanlarında peronlar ya da kapılar için size kılavuzluk eden işaret ya da yönlendirmeler...
Belki derince iç çekip “Bana ne bunlardan! Ben bir emekli olayım, bunlar bana vız gelir, tırıs gider” diyebilirsiniz.
Çekilip şehrin karmaşasından uzak, yaylada bir kulübeye, tüm bu sembollerle örülü hayattan kendimi soyutlarım diyorsanız, bilin ki yanılıyorsunuz! Çünkü şehir hayatından uzaklaşsanız bile bu kez doğanın işaretleri size yön verecek ve tüm hayatınızı buna göre şekillendirmek zorunda kalacaksınız.
Nasıl mı?
Doğan güneşle günün başladığını, oluşan gurup ile sona erdiğini; sararıp dökülmeye başlayan yapraklar ve sürüler halinde yaşadığı yeri terk eden göçmen kuşlarla kışın yaklaştığını; yeşeren çimler, açan çiçekler ve bir oraya bir buraya uçuşan kelebeklerle baharın geldiğini ve yazın habercisi olduğunu algılayacak; ona göre hazırlıklarınızı yapacaksınız. Kararan bulutlar biraz sonra yağacak yağmuru ve sonrasında açan güneş ise rengarenk gökkuşağını müjdeleyecek…
Peki hala mı ikna olmadınız? Hayat denilen kısa yolun sonuna geldiğinizde camiden sizin adınıza yükselen sala, ebediyete uğurlandığınız salın üzerindeki yazma ve mezar taşınıza işlenen servi ağacı…
Doğumla başlayan ve ölümümüz sonrası bile bırakmayan işaretlerden sembollerden kaçış pek de mümkün gözükmüyor. Sözün özü, işaretler hayatımızın her anında ve hatta sonrasında bizimle…
Bu yazı da alfabeyi oluşturan harflerin bir araya gelmesiyle hayat buldu ve az sonra konulacak noktalama işareti ile son bulmuş olacak (.)