ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARININ AMACI
Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)
Osmanlı Devleti’nin, I. Dünya Savaşı sırasında birçok cephede savaşırken, yüzyıllarca “millet-i sadıka” ve “tebaa-i sadıka” olarak adlandırdığı Ermenilere soykırım uygulamadığını; başta Ermeni diasporası (çeşitli ülkelerdeki Ermeni lobileri ) olmak üzere, Avrupa ülkeleri ve ABD yöneticilerinin de çok iyi bildiğine şüphe yoktur.
Ancak buna rağmen, iç ve dış konjonktür gereği bu asılsız iddialara inanmış görünmektedirler.
Şimdi bu “soykırım” iddiaları kervanına, 2025 yılının sonlarında seçilen New York Belediye Başkanı da katıldı. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, 24 Nisan 2026 tarihinde, 1915 olaylarının 111. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan olayları “Ermeni Soykırımı” olarak nitelendirdi.
Sözde Ermeni soykırımı iddialarına destek veren Mamdani, bununla da yetinmeyip açıklamalarında Dağlık Karabağ sürecine de değinerek Azerbaycan’ı hedef alan ifadeler kullandı.
Mamdani, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1,5 milyon Ermeni’yi “katlettiğini”; Azerbaycan’ın ise 2023 yılında Dağlık Karabağ’dan 100 bin Ermeni’yi göçe zorlayarak “soykırım kampanyasını sürdürdüğünü” iddia etti.
New York Belediye Başkanı Mamdani’nin Türk tarihini ne kadar bildiğini, Türk milletini ne kadar tanıdığını bilmiyoruz. Bilsek de çok şey değişmez. Çünkü Mamdani gibi siyasi figürler, çoğu zaman tarihin gerçeklerinden ziyade oy hesapları ve lobilerin etkisi doğrultusunda hareket ederler.
Anlaşılan o ki, New York Belediye Başkanı Mamdani de ABD’de etkili olan Ermeni lobisinin; ayrıca onun yanında yer aldığı bilinen Yunan-Rum ve Yahudi lobilerinin etkisi altında kalmıştır.
Gerçekte inanmadıkları hâlde Ermeni soykırımı iddialarını dillendiren birçok Avrupa ülkesi de, etkin konumdaki Ermeni diasporasının baskısıyla benzer bir tutum sergilemektedir.
Fransa gibi bazı Avrupa ülkelerinde, “Türkler Ermeni soykırımı yapmamıştır” ifadesinin dahi yasaklanmaya çalışıldığı düşünüldüğünde, Ermeni diasporasının ne derece etkili olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Fransa’da yüksek lisans yapan tanıdık bir öğrenci, bu konunun tartışıldığı bir derste “Türkler Ermenilere soykırım yapmadı” dediği için okuldan uzaklaştırma cezası almıştı.
Ermeni soykırımı iddialarına inanan veya peşinen kabul eden ülke yöneticilerinin ve bu konuda içerde kafası karışık bazı kişilerin önce şu soruyu kendilerine sorması gerekir:
“Osmanlı Devleti, yüzyıllarca tebaası olan; dışişleri başta olmak üzere devletin önemli makamlarında görev verdiği Ermenilere neden daha önce değil de, I. Dünya Savaşı’nın en zor şartlarında soykırım uygulamıştır?”
Ermeni diasporası gerçekte Osmanlı Devleti’nin Ermenilere soykırım uygulamadığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ancak onların hedefi, hayalini kurdukları “Büyük Ermenistan” projesini adım adım gerçekleştirmektir.
Peki, Ermeni soykırımı iddialarının dayanağı nedir?
I. Dünya Savaşı sırasında birçok cephede mücadele eden Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan yararlanmak isteyen bazı Ermeni grupları, Ruslarla iş birliği yaparak Anadolu’nun birçok şehrinde yüzyıllarca beraber yaşadıkları insanlara; konu- komşu, Türk, Kürt demeden katliamlara girişmişlerdir. Bunun üzerine Osmanlı Hükûmeti, 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskân Kanunu’nu çıkararak, savaş bölgelerinde yaşayan Ermenilerin daha güvenli bölgelerine nakledilmesine karar vermiştir.
“Tehcir” olarak adlandırılan bu uygulama, Ermenilerin iddia ettiği sözde soykırımın temelini oluşturmaktadır.
Ayrıca bu tehcir uygulaması aynı zamanda Ermenilerin can güvenliğini sağlamayı da amaçlayan bir tedbirdi.
Ermeni soykırımı iddialarının gerçeği yansıtmadığını; Doğu ve İç Anadolu’da, yıllarca birlikte yaşadıkları Türk ve Kürt halkına yönelik katliamları gerçekleştirenlerin esasen Ermeni çeteleri olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Bilimsel çalışmalarla dünya kamuoyuna ve bilim insanlarına gerçekleri duyurmaktan geri durmayacağız.
Ancak meselenin derinliğinin farkında olmamız gerekir. Ermeni soykırımı meselesi, göründüğü kadar basit değildir; kökleri çok daha derinlere uzanmaktadır.
Bugün Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmayı engelleyen ve güçlü Ermeni diasporasının amacı; önce Türkiye’ye sözde soykırımı kabul ettirmek, ardından tazminat taleplerinde bulunmak ve sonrasında Türkiye’den toprak talebinde bulunmak.
Aslında bugün dolaylı gibi görünen bu planın temelleri, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nda atılmıştır. Sevr Antlaşması’yla, Anadolu toprakları İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar arasında paylaşılırken; doğuda bir Ermeni Devleti, güneydoğuda ise bir Kürt Devleti kurulması planlanmıştır.
Ancak Sevr Antlaşması, kazanılan İstiklal Savaşı ve ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile geçersiz hâle getirilmiştir. Böylece Doğu’da bir Ermeni Devleti kurulması projesi Lozan’da gündemden çıkarılmış; tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Dışarıdan desteklenen ve içeride az da olsa bazı çevrelerde taraftar bulan Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığının temel sebeplerinden biri de bu tarihî arka plandır.
Sevr’i unutmayan emperyalist ülkeler, Türkiye’yi zayıflatmak ve parçalamak amacıyla ASALA ve PKK gibi bölücü terör örgütlerini desteklemişlerdir.
Ermeniler, 19. yüzyılın son çeyreğinde bir Ermeni Devleti kurma düşüncesine kapılmış; bu amaçla, Ermeni Kilisesi’nin teşvikiyle çeşitli dernekler kurmuşlardır. Dikkat çekmek için terör faaliyetlerine girişen bu örgüt mensupları, 1905 yılında II. Abdülhamid’e yönelik bombalı suikast girişiminde bulunmuşlardır.
Tehcir olayını bahane eden Ermeni teröristler, o dönemde görev yapan Osmanlı devlet adamlarına suikastlar düzenlemişlerdir. Said Halim Paşa Roma’da, Talat Paşa Berlin’de, Cemal Paşa Tiflis’te şehit edilmiştir.
Ermeni terör örgütü ASALA da 1970’li ve 1980’li yıllarda birçok ülkede büyükelçilerimizi, elçilik personelimizi, diplomatlarımızın yakınlarını ve çeşitli terör faaliyetleri ile çok sayıda vatandaşımızı şehit etmiştir.
Asılsız Ermeni soykırımı iddialarının biteceği düşünülmesin.
Bu iddiaları yürüten Ermeni diasporasının asıl amacının, Doğu Anadolu’dan İç Anadolu’ya kadar uzanan topraklarımızı da içine alan “Büyük Ermenistan“ı kurmak olduğu unutulmamalıdır.
